Vallahi İsrail kendi mezarını kazıyor

Niyetim karamsarlığı, kötümserliği, umutsuzluğu yaymak değil; korkutmak hiç değil. Ancak şuna da hazırlıklı olalım: Beterin beteri var. Bugün başımıza gelenlerden çok daha kötüsü olabilir. Gazze tamamen elden çıkabilir, soykırım daha vahşi seviyelere ulaşabilir. Birbiriyle irtibatsız onlarca adacıktan oluşan Batı Şeria şimdi de kuzey-güney olarak ikiye ayrıldı; tamamen işgal edilebilir. Suriye'yi karıştırmak, bölmek isteyen İsrail bu emelinde de başarılı olabilir. Belki onlarca, belki yüzlerce yıl, artan dozda şiddete, daha geniş alana yayılan soykırımlara, zulme, baskıya maruz kalabiliriz. Bugün sınırlarımızdan çok uzakta gibi görünen düşman yarın kapımıza dayanabilir, bir anda her şey değişebilir. Güzel günler geride kalabilir.

Olmadı mı Oldu. Koca Osmanlı İmparatorluğu birkaç yıl içinde çatırdayarak çöktü. Öncesinde Saraybosna, Üsküp, Selanik, Budapeşte, Belgrad, Kahire ve nicesi elimizden çıktı; sonrasında Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Bağdat'ı kaybettik. Kars, Erzurum, Trabzon, Hatay, Antep, Maraş, hatta İzmir, hatta İstanbul işgal edildi. Düşman Ankara'ya kadar geldi. Bütün bu işgaller sırasında ağır zulümler yaşandı; yüzbinler hayatını kaybetti, milyonlar yerlerinden yurtlarından oldu.

İstediğimiz her şey biz yaşarken olsun isteriz de olmaz. Misal, İslam toprakları üzerindeki Moğol istilası 3 asır sürmüştü. Misal, Ayasofya'nın zincirlerinin kırılması ve yeniden cami olması, ibadete açılması için 2 nesil mücadele etti ama müjdeye bizler mazhar olduk. Filistin'deki soykırıma 3 nesildir şahitlik ediyoruz; zulmün sona erdiğine de şahit olur muyuz Sadece Allah bilir. Kudüs'ün özgürleştiğine, Müslümanları inim inim inleten diktatörlerin devrildiğine, sınırların kalkıp kardeşlerin muhabbetle kucaklaştığına, İslam medeniyetinin tüm insanlığa barış, huzur, refah, ilim getirdiğine tanıklık eder miyiz, biz yaşarken bu güzelliklere ulaşır mıyız Allah bilir.

Bizim bildiğimiz şu: Zulüm ile âbâd olunmuyor, zulüm ebedî de olmuyor. Bugünkü hiçbir devlet ezelî değil; hiçbir millet de tarih boyunca hep zirvede kalmadı. Hemen şimdi ya da yakın gelecekte tablo tersine dönecek, dengeler, denklemler değişecek. Bugünün güçlüleri zayıflayacak, zalimler er ya da geç hesap verecek. Bu düzen hiç kuşkusuz ebedî sürmeyecek.

Ve yine çok iyi bildiğimiz bir gerçek daha var: Hristiyan-Siyonist ittifakının terör devleti İsrail çok açık şekilde kendi kuyusunu, kendi mezarını kazıyor. Bu kadar vahşet, bu kadar kural tanımazlık, bu kadar sapıklık, hastalık, gözü dönmüşlük bir noktada en sert şekilde duvara çarpacak ve tuz-buz olacak.

Geçen hafta burada yazmıştım: Yahudiler, Arapları, muharref Tevrat'ta ismi zikredilen "lanetlenmiş kavim Amâlekliler" olarak kodluyor ve Tevrat'tan aldıkları emirle Amâleklilerin çocuklarını öldürmeyi dahi ibadet sayıyorlar. Bu hastalıklı bakış açısı sadece Netanyahu'ya ya da bugüne ait değil; en az 3 asırdır Siyonistler buna inanıyor, çocuklarını bu kinle yetiştiriyor, bu sapkın idealin peşinden koşuyor, kendilerine vadedilmiş toprakları ele geçirmek için kimi zaman açıktan kimi zaman sinsice insanlıkla savaşıyorlar. Sonuç 3 asırdır, birkaç gelip geçici galibiyet dışında başarıları yok. Hep yenildiler ve her seferinde azgınlıklarının bedelini ödediler. Olacak olan yine budur. Gazze'de, Batı Şeria'da devam eden, Suriye'ye, Lübnan'a, Yemen'e, Kıbrıs'a, İran'a uzanan, dünyayı topyekûn zehirleyen bu azgınlığın ve saldırganlığın varacağı yer yine hezimettir.