Osmanlı'nın geri çekilmesinden sonra Suriye'yi Fransızlar işgal ettiler ve Nusayri azınlık üzerinden ülkeyi idare ettiler. 1946'da Fransızlar Suriye'den çekilirken Nusayriler başta güvenlik bürokrasisi olmak üzere devlet kadrolarında etkin hale gelmişlerdi. 1970 darbesi sonrasında Nusayri Hafız Esed ülkenin tek hakimi oldu. Esed hanedanlığı döneminde devletin hemen tüm üst düzey kadroları, bunun yanında ordu ve istihbarat Nusayrilerin elindeydi.
2011'de isyan edenlerin ortak kimliği Sünnilikti. İran, kendisine yakın gördüğü Nusayrileri desteklemek amacıyla hem Hizbullah militanları hem de kendi milisleriyle Suriye sahasına girdi. Rusya'yı da sahaya çeken İran oldu. Bu ittifak, 14 yıl boyunca Suriye'de acımasızca Sünni kanı akıttı. İran, çatışmaların bir Sünni-Şii çatışması olduğunu gizleme gereğini zaten hiç görmedi.
Türkiye, Suriye sahasındaki bu gerçekliği, içeriye yönelik olası etkilerinden dolayı telaffuz etmekten özenle kaçındı. Yine de Türkiye içindeki pozisyon belirlemeler, sahadaki bu din ve mezhep ayrışmasına göre şekillendi. Örneğin Türk solu bütün iç savaş boyunca Esed'in tarafındaydı; çünkü Türkiye'de solun dini yoktu ama mezhebi vardı. Örneğin Saadet Partisi, İran'la irtibatları nedeniyle başından itibaren Esed'in yanında durdu. Örneğin bir kısım Caferiler, Aleviler, Nusayriler de doğal olarak Esed'i desteklediler.
Türkiye'ye sığınmış Suriyelilere yönelik tepkilerin altında da büyük oranda bu dinî ve mezhebî tutumlar belirleyici oldu. Örneğin son dönemde İslam'ı "Araplaşmak" olarak nitelendirip ateist ya da Tengrici bir Türkçülük akımını yaymaya çalışanların İsrail'den beslendiklerini, dinî bir yapılanma olan Siyonizme hizmet ettiklerini şimdi daha net görebiliyoruz.
Bütün bu süreçte, ana muhalefet Partisi CHP'nin tutumu ne oldu
Devlet sesini çıkarmasa da siyasette, Suriye'de olup biteni en dobra ve cesur şekilde telaffuz edebilen, ilginçtir, CHP'nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal oldu. Baykal, bir televizyon programında, "Halep bir Sünni kentidir; Esed güçlerine, Şii Nusayri güçlerine teslim etmeye yönelik politikayı sorgulamak lazım" ifadelerini kullanmıştı. Sözleri CHP içinde yoğun tepkiyle karşılaştı, Baykal geri adım atmadı, "Akp'ye karşı çıkmakla Türkiye'ye sahip çıkmak arasındaki ayrımı yapabilmek devlet adamı olmanın gereğidir" dedi.
Ne var ki, CHP'nin başında, kameraların karşısına geçip "ben Aleviyim" diyen, Türkiye'nin her yerine "Suriyelileri Göndereceğiz" afişlerini asan, CHP kadrolarını da kendi meşrebine uygun şekillendiren Kemal Kılıçdaroğlu vardı. CHP'nin politikası da gayet doğal, tamamen dinî ve mezhebi bakışa dayalı olarak Esed'in yanında hizalanan politikaydı.
Bugün Özgür Özel yönetimindeki CHP'nin bir Suriye politikası olduğunu söylemek zor. Esed Şam'dan kaçıp Moskova'ya vardığında "Esed'le görüşülmeli" diyen Özgür Özel'in meseleyi hangi mesafeden takip ettiği görülebiliyor.
Önceki gün, DEM Parti'nin CHP'yi ziyareti sonrasında Özgür Özel Suriye'ye ilişkin, daha doğrusu Şam Yönetimi'ne ilişkin zehir zemberek açıklamalar yaptı. Şunu teslim edelim: Özel'in açıklamalarında "mezhepçilik" yoktu ama bakış açısı tamamen "din" odaklıydı.
Suriye'de Kürtler Sünni. Esed diktatörlüğünün zulmünü iliklerine kadar yaşadılar. İç savaş başladığında tabii olarak Sünni blokta yer aldılar. Ancak PKK/YPG'nin işgal ettiği alanlarda bu sefer de mezhep ayrımcılığının değil din ayrımcılığının mağduru olmaya başladılar. Zira PKK/YPG din ve dini değerlerle açıktan savaşan bir örgüttü. İsrail'de ve Batı'da bu kadar ilgi görmesinin sebebi de hiç kuşkusuz bu İslam düşmanlığıydı.

8