Sıra Türkiye'de mi

Önce İsrail Eski Başbakanı Naftali Bennet, ardından İsrail basını ve sonrasında ABD'deki Siyonistler, İran'a yapılan saldırıdan sonra sıranın Türkiye'ye geleceğini ifade ettiler. Türkiye'ye yönelik bu tehdit, içerde tam bir mutabakat, ittifak ve ortak dil ile karşılık buldu; "gelecekleri varsa görecekleri de var" ortak hissiyatıyla tepki çekti.

Bu tehdit boş değil ve her an teyakkuzda olmamız gerektiğini bize bir kez daha hatırlattı. Türkiye, son bir asırda defalarca sıraya alındı, defalarca operasyona maruz kaldı ve ne yazık ki bu operasyonlar başarılı da oldu.

Bugün İran'a yapılan saldırının benzeri Türkiye'ye önce 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı sonrasında yapıldı.

Tekrar yazayım: Lozan Antlaşması, İstiklal savaşımızın galibiyeti antlaşması değil, Birinci Dünya Savaşı'nın mağlubiyeti antlaşmasıdır. Mağlup olarak oturduğumuz antlaşma masasında Türkiye'ye bir sınır çizilmiş, bunun yanı sıra yazılı olmayan bazı taahhütler de alınmıştır. Mesela tekrar imparatorluk hayalleri kurmaması, mesela ümmetin liderliğinden vazgeçmesi yani hilafeti ilga etmesi, mesela ümmet bilincinden vazgeçilmesi, mesela istikametini bütünüyle Batı'ya dönmesi, Filistin'de Siyonist oluşumları görmezden gelmesi gibi dayatmalar da yapılmıştır.

Tek Parti dönemi, Lozan'ın bu gayri resmi dayatmalarının harfiyen uygulandığı dönemdir. Bu dayatmaların halk üzerinde oluşturduğu hem maddi hem manevi baskı çok partili dönemde kırılmış, Menderes döneminde Türkiye prangalarını zorlamaya başlamıştır. İşte o zaman Türkiye tekrar sıraya alınmış, 27 Mayıs 1960 darbesiyle tekrar operasyona maruz kalmıştır.

12 Mart darbesi, 12 Eylül darbesi, 28 Şubat, Türkiye'nin tekrar tekrar sıraya alındığı, içerdeki kullanılmaya elverişli uzantılar tarafından "balans ayarlarının" yapıldığı, "Türkiye'nin rayına tekrar oturtulduğu" operasyonlardır.

AK Parti'nin iktidara gelmesi, Türkiye ekonomisinin istikrarlı şekilde büyümesi, dış politikanın aktifleşmesi, savunma sanayiindeki atılımlar ve özellikle Filistin konusundaki hassasiyet, Türkiye'yi tekrar sıraya almış, önce 27 Nisan Bildirisi, ardından Gezi olayları, sonra 17-25 Aralık darbe girişimi ve 15 Temmuz kanlı saldırısı ile Türkiye'ye tekrar operasyon çekilmiştir.

Türkiye, AK Parti dönemindeki bu saldırıları savmayı başardı ama sıradan çıktı mı Elbette hayır. Ekrem İmamoğlu vakasını bu operasyon zincirinden ayrı tutmak mümkün değil: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı üzerinden elde edilen usulsüz ve devasa miktardaki kaynak ile önce CHP teslim alınmış, ardından para ve dış güç desteğiyle bir sandık operasyonu hayalleri kurulmuş, Türkiye'ye tekrar bir operasyon çekilmek istenmiştir. İç siyasete müdahale şeklindeki bu saldırı da püskürtülmüştür.

Duracaklar mı Vaz geçecekler mi Son operasyonlarındaki başarısızlıklar üzerine Türkiye'yi artık sıradan çıkaracaklar mı Elbette hayır. Kendi yağıyla zar zor kavrulan, ölmeyecek kadar canı olan, onmayacak kadar mecalsiz kalan, halim-selim, bölge meseleleriyle hiç ilgilenmeyen, riske girmeyen, sesini çıkarmayan, Avrupa Birliği havucuyla oyalanan, iddiası, hedefi, idealleri olmayan bir Türkiye ile iyi geçinecek; ekonomisi büyüyen, etkisi genişleyen, bölgesel ve küresel meselelere ağırlığını koyan, özüyle bağını hatırlayan, tarihi misyonunu omuzlayan, savunmasını güçlendiren bir Türkiye'yi ise tekrar tekrar sıraya alacaklar.