Yazar, Pete Hegseth'in İslam karşıtı görüşlerini ve müslümanları hedef alan söylemlerini 'dürüst ve samimi' olması nedeniyle diğer batılı siyasetçilerden daha iyi bulmuş gözükmektedir. Hegseth'in 'Haçlı' kimliğini açıkça taşıması yazara göre 'batının asıl yüzü' olup Müslümanları kendi kimliklerini hatırlamaya çağırması gerekçesiyle övülmektedir; ancak bu yaklaşım, nefret söylemi ve insan hakları ihlallerini medeniyetçi söylemle meşrulaştırmanın ne denli tehlikeli olduğu sorusunu gündeme getirmez mi?
ABD Başkanı Trump'ın kendisi gibi kabinesi de ilginç karakterlerden oluşuyor.
Savunma Bakanı, diğer adıyla "Savaş Bakanı" Pete Hegseth bu ilginç karakterlerden biri. 1980 doğumlu. Princeton gibi iyi bir üniversiteden mezun olduktan sonra orduya katılıyor. Önce Guantanamo'da, sonra Irak ve Afganistan'da görev yapıyor. ABD'ye dönünce Ulusal Muhafızlar'ın yedek askeri oluyor. Başta Fox News olmak üzere televizyon kanallarında sert, radikal yorumlar yaparak şöhret kazanıyor. Trump'ın dikkatini de bu yorumlarıyla çekiyor ve kabineye savunma bakanı olarak aday oluyor. Hakkında, gaziler derneğinin paralarını iç etmek ve cinsel taciz iddiaları olduğu için elenmek üzereyken Trump'ın baskısıyla bakan yapılıyor.
Hegseth'in Trump ve seçmeni nezdindeki asıl sempatisi görüşlerinden kaynaklanıyor. Hegseth azılı bir "Kâfir". Göğsünde büyük bir haç dövmesi var. Kolunda, Haçlıların sloganı olan, bugünlerde de aşırı sağcıların kullandığı "Deus Vult", yani "Tanrı İstiyor" ibaresi yer alıyor. Ayrıca, "Kâfir" ibaresini de Arapça olarak yine koluna işlemiş. "Amerikan Haçlı Seferi" adlı kitabında Müslümanlara nefret kusuyor. Bugünkü Batı uygarlığının Haçlı askerlerinden mirası kaldığını, İslam'ın Batı'nın doğal ve tarihî hasmı olduğunu, Avrupa'nın, özellikle de İngiltere'nin bugün Müslümanlar tarafından "işgal" edildiğini, ABD ve Avrupa'daki Müslümanların Batı medeniyetini tehdit ettiğini ve asla hoşgörü gösterilmemesi gerektiğini hem kitaplarında hem konuşmalarında savunuyor. Hegseth, ABD'de Müslümanların solcularla işbirliği yaptığını ve ABD'nin altını oyduğunu iddia ediyor. Sadece ABD değil, Hristiyanlığın da tehdit altında olduğunu, İslami hareketlere gösterilen hoşgörünün Hristiyanlara gösterilmediğini, ABD'de Hristiyanlığın azalıp İslam'ın yükseldiğini, ABD'nin Hristiyan köklerine dönmesi gerektiğini söylüyor. Bu görüşlerini hayata geçirmek için de örneğin bakanlığını yaptığı ABD ordusu içinde Hristiyanlık eğitimlerine ağırlık veriyor. Bu arada Hegseth, Batı uygarlığının bir Judeo-Hristiyan, yani Yahudi-Hristiyan uygarlığı olduğunu da savunuyor. Bu görüşlerinin etkisiyle, Müslümanlarla yapılacak savaşlarda kural olmayacağını, mümkün olan her şekilde Müslümanların yok edilmesi gerektiğini, hatta ifade özgürlüğünün Müslümanlar için geçerli olmadığını da savunuyor ve Gazze'deki soykırımı da doğal olarak haklı, meşru görüyor.
Hegseth, sadece görüşleriyle değil, göçmenlere, uyuşturucu kaçakçılarına, Venezuela'ya, Gazze'ye, en son da İran'a yönelik kimi uygulamalardaki kararları nedeniyle şimdiden savaş suçlusu olarak itham ediliyor.
Hegseth, bütün bu öfkesi, nefreti, düşünceleri ve eylemleriyle "korkunç" bir adam olarak görülebilir. Bence öyle değil. Tam tersine, Hegseth, içi dışı bir, dobra, samimi bir ABD Savaş Bakanı. Hani "mert" bir düşman desek yeridir. Diğerleri gibi iki yüzlü davranmıyor, içi dışı ayrı görüntü vermiyor, Müslümanlara yalan söylemiyor, sahte bir hoşgörü içinde değil. ABD ve Batı uygarlığının gerçek kodlarını biliyor ve bunları cesaretle savunuyor. Batı'nın ABD'nin, özellikle de Trump seçmeninin gerçek duygularını yansıtıyor. Gizli saklı değil, açıktan "Haçlıyım" diyor, açıktan "Kâfirim" diyor, "Müslümanlara merhamet gösterilmeyeceğini, hiçbir hak ve hukuklarının olmadığını" açıktan ifade ediyor ve bu duruşuyla da ciddi sempati topluyor.

4