Gazetemiz Yeni Şafak'ın da yazarlarından olan Prof. Dr. Yasin Aktay hocamızın yakın zamanda yayınlanan "İsmail'in Gülüşü" adlı kitabını okuyorum. Kitapta "kurban ibadeti" felsefe, sosyoloji, teoloji, ontoloji ve tarih başta olmak üzere bütün boyutlarıyla ele alınmış. Kitap, Kur'an-ı Kerim ve Tevrat'ta kimi farklarına rağmen benzer şekilde anlatılan kurban kıssası üzerinden Hz. İsmail ve Hz. İshak merkezli bir ayrışmanın güncel yansımalarını ele alması boyutuyla ayrıca heyecanlandırıcı ve ufuk açıcı. Gazze'de ve Filistin'de yaşananları kurban meselesinden, Hz. İsmail ve Hz. İshak'a Müslüman ve Yahudilerin bakışından ayrı ele almak mümkün değil.
Ben meseleyi biraz daha güncele taşımak niyetindeyim.
Trump, ilk başkanlık döneminde, İsrail ile Arap devletleri arasında bir anlaşmayı hayata geçirmek istemiş, "İbrahim Anlaşmaları" adı verilen süreç böylece başlamış, 15 Eylül 2020'de Birleşik Arap Emirlikleri ile Bahreyn İsrail'le diplomatik ilişkileri başlatan anlaşmayı imzalamış, sonradan Sudan'ın ayrılıkçı ve katliamcı lideri, Somaliland'in korsan yönetimi ve Kazakistan da anlaşmayı imzalayacaklarını duyurmuşlardı.
ABD Başkanı Trump, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, "İran'la bir anlaşma halinde Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan, Katar ve Ürdün'ün İbrahim Anlaşması'na katılmasının zorunlu olması gerekir" dedi; "bunu yapmamanın kötü niyet göstergesi olacağını" da ekledi.
Trump iki döneminde de çok önemsediği anlaşmaya neden "İbrahim" ismini koyuyor
Yahudiler köklerini Hz. İbrahim'in oğlu İshak'a bağlıyorlar. Araplar ise Hz. İsmail'in torunları olarak kabul ediliyor. Hz. İsmail ve Hz. İshak, Hz. İbrahim'in oğulları, yani kardeşler.
Keşke mesele bu kadar kolay olsaydı. Birincisi coğrafyamızdaki sorun bir Yahudi-Arap sorunu değil, İsrail-Müslüman sorunu. Yahudilik kendisini sadece bir din olarak değil, bir ırk olarak da görüyor. Tarihi süreçte kimi ırklar Yahudileşmiş olsa bile "saf" Yahudiler onları kendilerinden görmüyorlar. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Hz. İsmail'in soyundan gelmekle birlikte İslam bir ırka değil insanlığa hitap ediyor ve tüm insanlığı eşit derecede kucaklıyor.
İkincisi, Yahudiler kendilerinin İbrahim'in "asıl" oğlu İshak'tan geldiklerini, İshak'ın annesinin asil ve hür Sare (as) olduğunu, İsmail'in ise köle Hacer (as)'ın oğlu olduğunu, dolayısıyla kendilerinin seçilmiş, asil, Arapların ise ikinci sınıf olduğunu iddia ediyorlar. Yahudi teolojisi neredeyse tamamen bu ayrımcılık üzerine kurulmuş. Amcaoğulları olan Arapları dahi ikinci sınıf gören Yahudiler, tüm insanlığa da aynı ayrımcılık nazarıyla ve aynı kibirle bakıyorlar.
Biz Müslümanlar için Kur'an-ı Kerim'deki Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. İshak kıssaları evrensel, bilgilendirici, ibret verici kıssalar iken, Yahudiler, tarih boyunca olduğu gibi bugün de bütün varlıklarını ve kimliklerini Hz. İshak'ın Hz. İbrahim'in "seçkin" oğlu olması yanlışı üzerine kuruyorlar.

20