Gazze soykırımı ve Suriye devrimi üzerinden Türkiye'yi okumak

Gazze'de 2023 yılının ekim ayında başlayan soykırım 2 yıl devam ettikten sonra bu yılın ekim ayında varılan anlaşmayla, sona erdi demeyelim de daha düşük yoğunluğa evrildi. Çoğu çocuk 70 bin masum hayatını kaybetti, Gazze hemen tamamen yıkıldı, enkaz haline geldi. Soykırım esnasında neyi gördük Dünyanın en büyük ve en kanlı terör örgütü İsrail soykırım suçunu işlerken birçok ülke tarafından doğrudan desteklendi. Bazı ülkeler soykırımı görmezden geldiler. Bazı ülkeler ise elleri kolları bağlı, olup biteni acziyet içinde izlediler. 2024 yılının aralık ayında bir başka önemli gelişme yaşandı: Suriye'nin İdlib kentinden yola çıkan Mücahitler kısa sürede Halep, Hama ve Humus'u ele geçirdiler ve 8 Aralık'ta Şam'a girdiler. Rusya, İran ve İsrail bu yürüyüşün önünde duramadılar. 54 yıllık Esed diktatörlüğü, Beşşar Esed'in Rusya'ya kaçmasıyla son buldu. Suriye'de devrimciler son bir yıldır ülkeyi birleştirmek, istikrar ve güvenliği sağlamak, enkaz haline gelmiş Suriye'yi yeniden ayağa kaldırmak için olağanüstü çaba sarf ediyorlar. Bunu yaparken de başta ABD ve Avrupa olmak üzere egemen güçlerle uyum içinde hareket etmeye, kabul görmeye özellikle dikkat ediyorlar. Gerek Gazze'deki soykırım, gerek Suriye Devrimi'nin girdiği yol bize aslında çok iyi bildiğimiz, içinde yaşadığımız gerçeği tekrar hatırlattı: 1918 yılında Osmanlı Devleti'nin teslim anlaşmasıyla Birinci Dünya Savaşı sona erdi. Savaşı kaybettik. Batılı müttefikler İslâm coğrafyasına girdiler, işgal ettiler ve kendi çıkarları doğrultusunda haritalar çizip yönetimleri kurguladılar. Aradan 107 yıl geçti ve Batılı güçler, o kurguyu, o tasarımı, elde ettikleri galibiyeti halen muhafaza ediyorlar. İçinde yaşadığımız coğrafya Batı için hâlâ çok önemli bir coğrafya. Öncelikle, asırlarca uğruna savaştıkları Kudüs'ü ele geçirdiler. Bölgedeki zengin petrol yatakları üzerinde tam hakimiyet kurmuş durumdalar. Kendi topraklarında Musevi nüfusu İsrail'e yönlendirdiler ve orada tutuyorlar. Doğu ile Batı arasındaki kritik ticaret yolları kontrolleri altında. Müslümanların tarihte defalarca yaptıkları gibi güçlenerek Batı'ya yönelmelerini engelliyorlar. Gazze'de, tarihin en kanlı, en barbarca soykırımını işte bunun için desteklediler ya da vahşete sessiz kaldılar. Suriye'yi işte bunun için "uyumlu", kontrol altında bir devlet olarak görmek istiyorlar. Coğrafyamızda yaptıkları kurgunun, ne Hamas gibi bir direniş örgütüyle, ne HTŞ gibi bir kahraman oluşumla, ne de bir başka gelişmeyle bozulmasını, dağılmasını, ellerinden çıkmasını istemiyorlar. Türkiye, Birinci Dünya Savaşı'ndaki bu kurgunun dışında bir ülke değil; tam tersine Türkiye en kilit ülke. Türkiye bir bağımsızlık savaşı vermiş ve kazanmış olsa da zaferi bahsettiğimiz kurgu içinde sınırlı bir zafer olarak kalabildi. Lozan Antlaşması, İstiklâl Savaşı'nın değil, Birinci Dünya Savaşı'nın, yani zaferin değil, mağlubiyetin anlaşmasıydı. Türkiye'nin bu kurgunun içinde kalması, Selçuklu ve Osmanlı mirasını reddetmesi ya da unutması egemen güçlerin en hassas olduğu konu. Türkiye'nin, istikrar ve güvenlik içinde büyümesini engellemek için son bir asırdır her türlü oyalama ve engelleme yapılıyor. Bu kurguya ebediyen mahkûm muyuz Türkiye, baştan kurgulandığı gibi, büyümesi, güçlenmesi, istikrarı, güvenliği hep engellenen bir ülke olarak mı kalacak Elbette hayır. İmparatorluk bakiyesi ve imparatorluk ruhunu taşıyan bir milletin köklerini, nereden gelip nereye gittiğini unutturmak mümkün değil. Bunu başaramadılar da. Türkiye'nin, Erdoğan liderliğinde 23 yılı aşkın süredir sergilediği performans, işte bu kurguyu önce esnetmeye, sonra adım adım kırmaya yönelik bir performans. Bunun birdenbire olamayacağı çok açık. Ancak Türkiye, dirayetli, sabırlı, akıllı bir liderlik ve yönetimle kendisine biçilen dar elbiseyi parçalamanın mücadelesini veriyor. 2024 yılının 8 Aralık tarihinde Suriye'de kazanılan zafer hiç kuşkusuz Türkiye'nin eseridir. Savunma Sanayiinde 2025 yılında da yeni başarılar elde edilmiştir. Gazze'de ateşkesin sağlanmasında Türkiye başat rol oynamış, şimdi ateşkesin uygulanması sürecinde de en önemli aktör olma yolundadır. En önemlisi, Türkiye, Terörsüz Türkiye projesiyle hem içerde hem de bölgesinde terör sorununu çözme yolunda önemli bir yola girmiştir. 2025 yılı, Türkiye içinde siyasete doğal olmayan yollarla müdahale girişimlerinin de önünün kesildiği bir yıl olmuş, etki ajanlarının Türkiye üzerindeki operasyonları yine bu yıl içinde ivme kaybetmiştir. Mevcut dünya sistemini değiştirmek, coğrafyamızdaki kurguyu bozmak hâlâ uzak bir hayal olsa da Türkiye, umut verici, akıllı ve sabırlı adımlarla dünya sahnesine yeniden çıkmanın mücadelesini vermekte, başarı da sağlamaktadır. Güzel olan şu ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi tarihi boyunca verdiği mücadele, özellikle Gazze ve Suriye örnekleri sayesinde geniş kitleler tarafından da anlaşılmıştır. Gazze soykırımı esnasında Batı'da özellikle gençler arasında gözlenen uyanış, Suriye Devrimi'nin Müslüman coğrafya üzerindeki ilham verici etkisi, Erdoğan'ın da daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır. Egemen güçler Gazze'de, genel olarak Filistin'de soykırımın yeniden başlamasını isteyecektir. Suriye'nin bir ve bütün olma çabası engellerle karşılaşacaktır. Türkiye'nin güneyinde bir terör oluşumu için sinsi planlar devrede olacaktır. Türkiye'nin terör sorununu çözmesi engellenmek istenecektir. Siyasete doğal olmayan yollardan yine müdahale edilmek istenecektir. Erdoğan'ın yolu kesilmek, reformları, özellikle de genç nesillere aşıladığı özgüven ruhu kesintiye uğratılmak istenecektir. Su uyuyacak, elbette kurgusunun bozulmasını istemeyen düşman uyumayacaktır. 23 yıldır her saldırıyı bertaraf eden Türkiye inşallah yenileriyle de baş edecektir. 2025, Türkiye Yüzyılı'na ulaşmada verimli bir yıl oldu; inşallah gerisi de gelecektir.