Bunu da aşarız, aşacağız!

Okul saldırılarının kökü 150 yıllık Batılılaşma çarpıklığında mı yoksa evin içindeki eğitim sorumluluğunun ihmalinde mi yatıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarının asıl kaynağının kurumsallaşmış güvenlik sorunları değil, Batı sisteminin sorunu olan bir değer krizi olduğunu savunuyor. Okullara asker, polis ve detektör koymak yerine ailenin evinde sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurgulayarak, sorunun siyasallaştırılmaması çağrısında bulunuyor. Fakat, aile eğitimi yetersizken medya ve teknolojinin yıkıcı etkisine karşı yalnızca aileler mı işlev görebilir?

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırıları sonrası hepimiz "Ne oluyor" diye soruyoruz. Günlerdir bu konuyu konuşuyor, tahlil etmeye, anlamaya, sorunları tespit edip çözümler önermeye çabalıyoruz.

Tekrar yazalım: Mesele bugünün meselesi değil. 150 yıllık Batılılaşma serüvenimiz çarpık, temelsiz, felsefesiz, taklitçi, şekilci bir zeminde ilerliyor. Batı'nın kurduğu sistem zaten sorunlu iken, biz bu sorunlu sisteme entegre olmaya çalışıyoruz. Sadece dini değerlerimiz değil, asırların birikimi geleneklerimiz, aile değerlerimiz bir ağırlık olarak görülüyor ve tek tek terk ediliyor. Bu çarpık ve sağlıksız değişim sürecinde sorunlar yaşamamız son derece doğal. Hatta bu yaşadıklarımız sadece başlangıç, böyle giderse bizler de bizden sonraki nesiller de çok daha kötülerini görecekler.

İkinci bir husus şu: Meseleyi gündelik siyasi ya da sosyal tartışmalara indirgemek sorunu sulandırmak, saptırmak, üzerini örtmek manasını taşır ki iyi niyetli değildir. Bir buçuk asırlık sorunu hükümete ya da bakanlara yüklemek, konuyu siyasi zemine çekmek, acı hadiseler üzerinden siyasi rant telaşına düşmek, selden kütük kapma yarışına girmek, daha kimi kurbanlar hastanede, yoğun bakımda iken acı üzerinden siyaset yapmak ahlâkî değildir, insanî değildir.

Üçüncüsü: Sorun, bir okul ya da eğitim sorunundan ziyade "evdeki" sorundur. Okullara asker, polis, bekçi, güvenlik görevlisi koymak, okul girişlerine dedektörler yerleştirmek, okul mimarisini değiştirmek sorunu çözmeyecektir. Bütün bu fonksiyonları, anne-babaların evin içinde bizzat ifa etmesi gerekir. "Benim çocuğum öyle şeyler yapmaz" demeyin, temenni ve tevekkülün ötesinde sıkı tedbir ve takip elzemdir.

Dördüncüsü: Ülke olarak şu "özgürlük" kavramını yeniden ele almamız gerekiyor. Ülkenin kapılarını dışardan esen cereyanlara ardına kadar açmak özgürlük bağlamında ele alınamaz. Hiçbir medya ya da dijital ürün salt eğlendirmek, bilgilendirmek, öğretmek maksadıyla hem de bedavadan servis edilmez. Çocuklarımızı ekranlara bağımlı hale getiren ürünler satıcıyı zengin etmekle kalmaz; inanç, yaşam tarzı, tüketim alışkanlığı, siyasi görüş, ideoloji de aktarır. Arkasında devasa sermaye ve devlet gücü olan ürünler, oluşturdukları tekel ile özgürlükleri de ortadan kaldırır. Örneğin TikTok denilen bela, eğlendirmekten önce artık doğrudan Siyonizmin hizmetinde bir üründür; Gazze'de doğrudan bebek öldürenlerin TikTok aracılığıyla ulaştıkları her yerde bebekleri, çocukları, gençleri yaşayan ölülere çevirmek gayesi içinde oldukları açıktır. Bilgisayarı odadan çıkarmak, çocuğun elinden telefonu almak, meseleyi "Beğenmeyen fişini çeksin" basitliğiyle savunmak çözüm değildir. Bu mecralardan para kazananlar, şöhret devşirenler, simsarlar, çığırtkanlar, şaklabanlar, fahişeler seslerini yükseltseler, isyan etseler dahi internet ve medya devlet tarafından radikal biçimde denetlenmeli, kısıtlanmalıdır. Yine bu noktada, televizyon ekranlarındaki şiddet ve aile kurumunu çürüten yapımların sonlandırılması konusunda artık "hoşgörü" marjı tükenmiştir.