Ucunda kupa varsa...

Tombaladan çıkan bir format, sezonu domine eden iki takımı lig arasında karşı karşıya getirdi. Bir gün önceki basın toplantısında öne çıkan ortak talep "sakatlık olmasın"dı.

Talep böyle olunca oyun konusunda pek umudu olmayanlar, maçın başlama vuruşuyla birlikte yanıldıklarını gördü.

Galatasaray yine alışılmış oyun tarzıyla sahadaydı. Topa olabildiğince çok hakim olup, olabildiğince hızlı rakip ceza sahasına inmeye çalıştılar, takım savunmasını rakip ceza sahasının önünden başlattılar.

Trabzonspor ise 7 eksiğinin verdiği 'özgüven' eksikliğinden de olsa gerek, "Bekleyeyim, fırsat kovalayayım" modunda başladı oyuna.

İlk yarı birkaç kez rakip defansın arkasına sarkmayı da başardılar, özellikle de Olaigbe'nin kanadından. Rakibi tehdit etmekten uzak bu anlayış Sarı-Kırmızılılar'ın çok daha tutkulu oyununu oynamasına neden oldu.

Üstelik Torreira gibi Galatasaray'ın sisteminde çok önemli yer tutan bir oyuncunun eksikliğine rağmen!

Sarı-Kırmızılılar'ın diri gözükmesinde Eren ve Sallai'nin yıpratıcı bindirmelerinin, Sane'nin kolay adam eksiltmesinin, Barış Alper'in güç gösterisine dönüşen dinamizminin ve İlkay'ın oyun zekasının büyük rolü vardı.

Zaten ilk gol de bu tespitte adı geçenlerin organizasyonunda geldi. 19'da Sara'nın müthiş pasında iyi kontrolüne rağmen çerçeveyi bulamayan Barış, 38'de bu kez Sallai'nin ortasına enfes vurdu ve takımını 1-0 öne geçirdi.

Uzatmalarda yine Sallai'nin hat kıran pasıyla hareketlenen Yunus ceza sahası üzerinde Icardi'yi gördü. O da daha top kendine gelmeden koşusunu gördüğü Eren'in önüne topu yuvarlayarak ikinci golün asistini yapan isim oldu.