Sırat Köprüsü gibi bir fikstürün en kritik ayaklarından biriydi Beşiktaş deplasmanı. Rakip yeni transferleriyle ciddi bir ivme kazanmış, oyun gücünü dikkat çekici şekilde artırmıştı.
Maç öncesi Galatasaraylıların aklının bir ucunda 'Kadromuz güçlü ama zor olacak" düşüncesi vardı. Okan Buruk da üç gün sonra Liverpool maçı filan var diye düşünmemiş, çıkarabileceği en ideal kadroyu sahaya sürmüştü.
Zaten Galatasaray, şampiyonluğa oynayan, lider bir takım nasıl oynaması gerekirse öyle başladı maça. Olabildiğince sakindi, ön alanda baskı yapıyor, topun kıymetini bilerek oynuyordu.
Sergen Yalçın da, orta alanı kalabalık tutarak rakibinin rahat top yapmasını engellemeyi planlamıştı. Göztepe maçının bir benzeri sistemle oynuyorlardı ve Galatasaray'ın buna cevabı topu kanatlara yayarak geniş alanlar yaratmak oldu.
Zaten ilk ciddi ataklar Sarı-Kırmızılılar'dan geldi. Golün olduğu 39'uncu dakikaya kadar hakemin kart tercihleri ve Barış Alper Yılmaz'ın ceza sahası içinde ayağına basıldığı pozisyon akıllarda kalan anlardı.
Golden hemen önce Olaitan'ın kaptırdığı topla çok iyi çıkan ve aradığı kontratak fırsatını bulan Galatasaray, çok adamla Beşiktaş sahasına yığıldı. Sane'nin müthiş kestiği topu Osimhen müthiş bir kafa vuruşuyla ağlarla buluşturdu.
Sarı-Kırmızılılar üstün oynadığı ilk yarının sonunda 1-0'ın avantajıyla soyunma odasına girdi. Aslında ikinci yarı Beşiktaş'ın önde basacak olması Galatasaray'ın arayıp da bulamadığı bir fırsattı.
İkinci yarı da tam bu stratejiyle başladı. Ev sahibi ekip, ilk 10 dakika boyunca ciddi bir baskı kurdu ve oyunu Galatasaray sahasına yıktı. Ancak atakları ciddi tehlike yaratmaktan uzaktı. Oyunun dengelenmeye başladığı dakikalarda cebinde sarı kartla oynayan Sane, hiç olmayacak bir pozisyonda tuhaf bir kırmızı kart gördü.

6