Önce kendini yönet hocam!

Trabzonspor ve Fenerbahçe'de tanık olduğumuz gelişmeler çok önemli. Geleneksel antrenör / teknik direktör istifaları (ya da karşılıklı yol ayırma kararları) kısa haber olarak kabul edilip sonrasına, yeni hocaya dönük kararlar beklenirdi. Çok azında başkan ve yönetimler eleştirilmiş, antrenörler genellikle kurban sunağına konmuştur.

Bu defa öyle değil... Trabzonspor'da 4-0'lık Ferençvaroş yenilgisinden hemen sonra Fatih Tekke istifasını açıkladı. Olumlu kararları, planlı bütçe uygulamaları ve transfer başarıları nedeniyle güvenilir yönetim anlayışı sergiıleyen Başkan Ertuğrul Doğan, bu duygusal ve tepkisel istifayı kabul etmedi. Baş başa görüşmeden sonra Tekke göreve döndü. Ne ki ligde Amedspor'a son dakika golüyle yenilince Tekke, "Bu defa geri dönmemek üzere" istifasını açıkladı.

Yapacak bir şey yoktu. Yollar ayrıldı. Trabzonspor Cimşir'e emanet edildi.

Fenerbahçe-Roma Şampiyonlar Ligi maçında oyun 1-1 devam ederken Teknik Direktör İsmail Kartal'ın kafasına tribünden su şişesi atışı yapıldı. Hayır, o tribündekiler şişecinin hamlesini (!) tahmin edemediler... O nedenler aniden gelişen olayı şaşkınlık ve suskunlukla karşıladılar. Belki arada "Kardeşim ne yapıyorsun!" tepkisi de gösterilmiştir.

Her neyse... İsmail Kartal hocamız maçtan sonra soru almadan beklenmeyen istifa kararını açıkladı, "Geri dönmemek üzere" kararlı olduğunu bildirdi.

Başkan Aziz Yıldırım, Kartal'la konuşup, "Hoca, böyle ayrılık olmaz. Görevinin başındasın" dedi. Olgunluk gösterdi, güven tazeledi. Ne var ki Perşembe günü idmana çıkmadı İsmail Hoca. Telefonlarını kapadı. Oğuz Çetin, Boğaz'daki evine gidip yüz-yüze görüştü. Hoca direnmiş olacak ki, göreve dönüş sinyali vermedi. Başkan, makamına çağırdı, orada görüştüler. Yıldırım'ın verdiği mesaj açıktı: "Beraber geldik, beraber gideriz. Haydi devam!" dedi. Bu mesajın temelinde "kader ortaklığının" ilanı var. Yıldırım, başarıyı da hayal kırıklığını da paylaşmak istiyor. Sezonun kuyruğu kopana kadar kader ortaklığı devam edecek. Kartal göreve döndü.

İki olay, bize göremediğimiz gerçekleri de gösterdi: Türk antrenörleri, takımın başarısı uğruna her şeyden vazgeçiyorlar. Kendilerini yönetemiyorlar. Mesleksel anlamda diyalogları masa arkadaşlığından, alışılmış meslektaş ilişkilerinden ibaret. Bu ilişkilerin çoğu dedikodu ve kazan kaynatmakla geçiyor.

Mentörü, danışmanı, rehberi, aklına güvendikleri bilim insanları, sosyologlar ya da hesapsız spor felsefesi yapan dostları var mı Danışman psikolog/psikiyatristlerden profesyonel destek sağlıyorlar mı