Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Siyonistlerin bütün tehdit ve şantajlarına rağmen. İsrail Başbakanı Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Gallant'ın tutuklanmasına karar verdi. Netanyahu ve Gallant söz konusu mahkemeyi kuran anlaşmaya imza atan yaklaşık 124 ülkeye seyahat etmeleri hâlinde tutuklanabilecek. Karar, dünyada, genel olarak, müspet karşılandı. Bazı AB ülkeleri, meselâ Hollanda, bu karara uyacağını açıldı. Avusturya ve Macaristan kesin bir dille kararı reddetti. Diğer AB ülkeleri ise beklemede. İsrail, bekleneceği gibi tepki gösterdi. ABD Başkanı Biden, utanç verici bir reaksiyonla, kararı "rezalet" olarak nitelendirdi. ABD zorba yüzünü yine göstererek karara uyacak ülkeleri tehdit etmeye başladı...
UCM kararında, gerekçelerin, "Netanyahu ve Gallant'ın açlığı bir savaş yöntemi olarak kullanması, savaş suçu ile cinayet, mahkûm etme ve diğer insanlık dışı muameleleri ihtiva eden insanlığa karşı suçları işlediğine dair makul şüphe" olduğu belirtildi. Bunların havada kalan suçlamalar olmadığı, hakikati yansıttığı gayet açık. Hatta az bile söylendiği ileri sürülebilir. İsrail, açıkça, tüm dünyanın gözleri önünde, Gazze'de katliam ve soykırım yapıyor. Masum sivilleri, bilerek ve isteyerek yok ediyor. Davranışlarını güya meşrulaştırmak için dinî referanslar kullanıyor ve Tevrat'a atıfla bütün dünyaya meydan okuyor. Herkese ve her ülkeye laiklik taslayan ve satan dünya güçleri ise bunu sadece seyrediyor.İsrail HAMAS saldırısı bahanesiyle orantısız güç kullanarak soykırıma girişti. Eskiden beridir sürdürdüğü etnik ve dinî temizliği yaygınlaştırma çabası içinde. Gazze'ye yaptığı bombardımanlarda kadınları ve çocukları tesadüfen veya kazaen öldürmemekte, bilerek ve isteyerek hedef almakta. Çocukların öldürülmesini "çimen biçme" olarak adlandırmakta. Maksadı, Gazze'deki insan toplumunun bir geleceğinin olmamasını sağlamak.İsrail aslında hep buydu, başından beri ve her zaman böyleydi. Görünürde nispibarışın tesis edildiği zamanlarda bile Filistin toplumuna karşı ilan edilmemiş bir savaşı hiç bitirmedi, sessiz sedasız ve parça parça sürdürdü. Gazze'yi bir açık hava hapishanesine çevirdi. Gazze'nin dünya ile temasını büyük ölçüde engelledi. Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te "yeni yerleşimciler" adı verilen, aslında silahlı zorbalar olan Yahudilerin Filistinlilerin topraklarını ve evlerini işgal etmesini sağladı. Buna verilen ad "salam politikası" oldu. Bu adlandırma toplu değil parçalı bir etnik ve dinî temizliğe işaret etmekteydi. Bu politika hiç hız kesmedi. Bazı aklıevveller hâlen İsrail sınırları içinde yaklaşık 2 milyon Filistinli Arap yaşıyor diye İsrail'i bir demokrasi, bir açık ve çoğulcu toplum olarak görmeye ve sunmaya çalışmakta. Oysa, bu, İsrail'in işgalci olduğunun, onun varlığından önce bölgede başka insanların yaşadığının, İsrail'in onların mallarını, mülklerini gasbettiğinin ve hayat haklarını çiğnediğinin açık bir delili.
128