Türkiye'nin laik olduğu bazı kişi ve çevreler tarafından mutlak ve asla tartışılmaz bir hakikatmiş gibi görülüyor ve sunuluyor. Bu laikliğin kurucusu olarak da M. Kemal gösteriliyor. Ne var ki, Türkiye'nin gerçekten laik olup olmadığı tartışmaya çok açık.
Ülkemizde laikliğin bulunup bulunmadığı sorusunun cevabı büyük ölçüde laikliğin tanımına bağlı. Çok tekrarlandığı hatta bazı kişi ve kesimlerce "iman" edildiği üzere laiklik; din işleri ile devlet işlerinin birbirinden kesin olarak ayrılması ise, bu anlamda bir laikliğin Türkiye'de mevcut olmadığı söylenebilir.Bunun ana sebebi Diyanet İşleri Başkanlığı adlı bir yapılanmanın var olması. Bu yapılanma genel devlet teşkilatı içinde yer almakta. Esas itibarıyla Sünni insanlara din adamı olarak devlet memurluğu görevi vermekte. Ülkedeki bütün camiler bu kuruluşa bağlı. Keza, tüm okullarda din eğitimi dersleri verilmekte. Benzer bir durum Aleviler için de söz konusu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı'nın Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde teşkilatlandığı görülüyor. Alevilerin temel taleplerinden biri de onların dedeve babalarının da tıpkı imamlar gibi devlet memuru olarak görevlendirilmesi. Yani, ülkede din işleri devlet işlerinin bir parçası hâline gelmiş vaziyette. Bu yüzden, din işleri ile devlet işlerinin birbirinden kesin olarak ayrılması anlamında Türkiye laik değil...Bu modelin tarihi epeyce eskiye gidiyor, Osmanlı'ya dayanıyor. 1923'te kuruluş sürecine giren dar anlamda cumhuriyet döneminde de aşağı yukarı olduğu gibi devralınmış. Bu modeldeki temel endişe dinî hayatın kendi akışına bırakılmaması ve dinin bir şekilde devlet kontrolü altında tutulması. Bununla beraber, Türkiye Fransa tipi laikliğin hayranı ve takipçisi olmaya çalışan bir ülke olarak, dinî görünüm ve tezahürleri ve dinî hayatı özellikle 1923-1945 arasındaki tek parti diktatörlüğü döneminde büyük bir tahakküm altına almaya çalıştı. 'Dil devrimi' adı verilen tuhaf uygulama da bunun araçlarından biri olarak görüldü. Demokrasiye geçiş din ve dindarlar üzerindeki tahakkümün olduğu gibi sürdürülmesini imkânsızlaştırdı. Demokratik hak ve özgürlükler ister istemez dini ve dindarları da kapsamaktaydı. Bu yüzden yasaklanmış olan din eğitimi ve dinîritüeller bizzat CHP tarafından serbestleştirilmeye başladı...
142