Sovyetler Birliği'nin dağılması, Orta Asya'da ve Kafkasya'da bağımsız Türk cumhuriyetlerinin ortaya çıkmasına yol açtı. Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan bağımsız ülkeler olarak ortaya çıktı. Sovyet totaliterizminin çözülmesi önemli bir tarihî kırılmaydı; fakat totaliter sistemin ortadan kalkması, onun ürettiği siyasal zihniyetin ve yönetim alışkanlıklarının da bir anda yok olması anlamına gelmedi.
Bugün bu ülkelerin çoğu resmî adlarında "cumhuriyet" kelimesini taşıyor. Ne var ki cumhuriyet ile demokrasi aynı şey değil. Bir devletin başında kral veya hanedan hükümdarı bulunmaması, onu otomatik olarak demokratik yapmaz. Demokrasi için serbest ve rekabetçi seçimler, iktidarın seçim yoluyla gerçekten el değiştirebilmesi, siyasi muhalefetin serbestçe örgütlenebilmesi ve temel hakların güvence altında olması gerekir.
Türk cumhuriyetlerinin önemli bir kısmında bu şartların bulunmadığını görüyoruz. Azerbaycan'da 2024 seçimlerini izleyen AGİT/ODIHR, seçmenlere gerçek siyasi alternatifler sunulmadığını, temel özgürlüklerin kısıtlandığını ve seçim ortamının gerçek rekabetten yoksun olduğunu belirtti. Azerbaycan'da otoriter bir rejim var ve siyasi iktidarın İlham Aliyev ile ailesinin çevresinde yoğunlaşıyor. Benzer bir tablo Kazakistan'da da görülüyor. Nursultan Nazarbayev ülkeyi 1990'dan 2019'a kadar yönetti; ardından kendi seçtiği halefi Kasım Cömert Tokayev iktidara geldi. Ülkede başkanlık ve parlamento seçimleri ne özgür ne de adil; gerçek muhalefet sistematik biçimde sınırlandırılıyor. Türkmenistan bu çizginin daha da uç bir örneği. Gurbangulu Berdimuhamedov'un ardından oğlu Serdar Berdimuhamedov'un devlet başkanı olması, cumhuriyet adı altında hanedanlaşmanın en açık örneklerinden biridir. Ülkede son derece baskıcı bir otoriter rejim mevcut; siyasi haklar ve sivil özgürlükler neredeyse hiç yok. Özbekistan'da son yıllarda bazı ekonomik ve idari reformlar gerçekleştirilmiş olsa da siyasi rekabet çok sınırlı. 2024 parlamento seçimleri için AGİT gözlemcileri seçmenlerin gerçek bir tercihe sahip olmadığını ve temel özgürlüklerin ciddi ölçüde kısıtlandığını tespit etti.
Bu bize Türkiye'nin kendi tarihini de hatırlatıyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin 1923-1950 arasındaki tek parti dönemi de demokratik değildi. Siyasal rekabet yoktu, iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi mümkün değildi ve devlet toplum üzerinde kapsamlı bir biçimlendirme iddiası taşıyordu. Bu yönleriyle rejim bazı bakımlardan otoriter, bazı bakımlardan da totaliter özellikler sergiledi.
Türkiye açısından dönüm noktası 1950 seçimleriyle geldi. Seçimlerle iktidarın sandık yoluyla el değiştirebileceği görüldü ve Türkiye antidemokratik cumhuriyetten demokratik cumhuriyete doğru ilerleyen bir süreç başlattı. Bu süreç kesintisiz ve problemsiz olmadı; darbeler, vesayet kurumları ve hak ihlalleri yaşandı. Fakat iktidarın seçimle gelip seçimle gidebileceği fikri siyasal sistemin temel unsurlarından biri hâline geldi...

24