Rahmi Koç'un bir hastane açılışında anlattığı fıkra, Türkiye'de, haklı olarak, geniş bir tepki doğurdu. Fıkranın konusu, üslubu ve hedef aldığı kesim itibarıyla çirkin olduğu açıktır. Kürt kadınlarının hem etnik kimlikleri hem de kadınlıkları üzerinden alay konusu yapılması savunulamaz. Üstelik bunun bir hastane açılışında, hasta mahremiyetini ve hekim-hasta ilişkisini çağrıştıran bir ortamda yapılması, durumu daha da tatsız hâle getirmiştir. Etraftaki insanların bu fıkraya gülmesi de Türkiye'de seçkin çevrelerin bazı duyarlılık alanlarına ne kadar uzak kalabildiğini göstermesi bakımından ibret vericidir.
Bununla beraber, bu olaydan dolayı Rahmi Koç hakkında hukuki soruşturma açılması doğru olmaz. Her çirkin söz, her kaba şaka, her incitici ifade ceza hukukunun konusu hâline getirilirse ifade hürriyeti alanı daralır ve toplumda serbest tartışma zemini zayıflar. Bu tür sözlere verilecek en doğru cevap, toplumsal eleştiri, kınama, alay, boykot çağrısı veya ahlaki mahkûmiyettir. Nitekim bu olayda da toplumun farklı kesimlerinden ciddi tepkiler gelmiş, fıkra anlatımı eleştirilmiş, Rahmi Koç ağır bir kamuoyu baskısıyla yüzleşmiş ve özür dilemek zorunda kalmıştır. Bu, sivil toplumun verebileceği meşru ve etkili bir cevaptır.
Kuşku yok ki, bu fıkrayı Rahmi Koç değil, sıradan, tanınmayan ve onun kadar zengin olmayan biri anlatmış olsaydı muhtemelen aynı ölçüde gündem olmayacaktı. Tepkinin büyüklüğü, sadece fıkranın çirkinliğinden değil, Rahmi Koç'un Türkiye'nin en büyük sermaye gruplarından biri olan Koç Holding'in sembol ismi olmasından kaynaklanmaktadır. Bu anlaşılır bir durumdur; kamusal ağırlığı olan kişilerin sözleri daha fazla yankı uyandırır. Fakat yine de meseleyi bir fıkra üzerinden kişiyi ve kurumunu tamamen "çarmıha germeye dönüştürmek" isabetli tutum gibi görünmemektedir...
Kanaatimce Koç Holding'in daha ciddi biçimde eleştirilmesi gereken başka tarafları var. Bunların başında, resmî ideolojiye ve kişi kültüne sıkı sıkıya sarılan reklam ve kamusal temsil politikası gelmekte. Koç Holding, özellikle millî günlerde, Mustafa Kemal'i tarihsel bir lider olarak anmanın ötesine geçen, onu âdeta tarihin başlangıcı ve sonu gibi sunan, hatta yer yer insan olmaktan çıkartarak âdeta "ilahlaştıran" bir dil kullanmaktadır. Bu dil ne makul tarih anlayışıyla ne çoğulcu toplum fikriyle ne de serbest düşünceyle bağdaşır. Bir özel şirketin, modern ve çoğulcu bir toplumda, bu kadar yoğun bir resmî ideoloji dili üretmesi hayli tuhaftır!..

29