Geçen ekim ayında Devlet Bahçeli'nin açıklamalarıyla başlayan süreçte Öcalan kendisinden beklenen açıklamayı 27 Şubat'ta yaptı. PKK'nın ve diğer tüm grupların silah bırakmasını ve mücadelede demokratik yolların kullanılmasını istedi. Bu açıklama ile mühim bir dönemece girildi.
Öcalan'ın açıklaması çeşitli yorum ve değerlendirmelere tabi tutuldu. Önümüzdeki aylarda ve belki yıllarda bu sözler üzerinde konuşmaya devam edilecek. Umudumuz, söylenenin gerçekleşmesi ve Türkiye'nin, on yıllardır mücadele ettiği, başta Kürtler olmak üzere on binlerce insanımızın canına mal olan ve milyarlarca doların heba edilmesine yol açan terör belasından kurtulması.Bana göre Öcalan, açıklamasında bazı mühim noktaların altını çizmekte. Bunlardan biri, Kürt meselesinin ve bu meselenin bir parçası olarak PKK'nın ortaya çıkmasıyla bağlantılı.PKK, Öcalan'ın lisanıyla, "reel sosyalizmin" hayatta ve ayakta olduğu bir dönemde doğdu ve şekillendi. Bu tespit çok doğru. Bunun sebepleri açıklanabilir. Sosyalizm 1970'ler itibarıyla tüm dünyayı kasıp kavurmakta olan bir ideolojiydi. Entelektüel muhitlerde ve akademik çevrelerde tartışılmaz bir üstünlüğü vardı. Sosyalizm daha iyi bir dünyaya giden yolun âdeta sihirli anahtarı olarak görülmekteydi. Bağımsızlık hareketleriyle sosyalizm arasında da kuvvetli bir bağ vardı. Dünyadaki hemen hemen tüm bağımsızlık hareketleri aynı zamanda sosyalist renkliydi. Yani genellikle sosyalist dünya dışındaki bir coğrafyayı bağımsızlığına kavuşturmayı ve sonra orada sosyalist bir rejim kurmayı hedefliyordu. PKK da bu şekilde ortaya çıktı. Öcalan başta olmak üzere tüm PKK ileri gelenleri sıkı sosyalistti.İdeolojik çizgileri bir anlamda sosyalist Kürt gençlerini şiddete eğilimli kılmakta hatta mahkûm etmekteydi. Çünkü onlar şiddeti meşru ve netice verici bir yol olarak görmekteydi. İnançlarına göre şiddet sadece kaçınılmaz değil aynı zamanda gerekli ve faydalıydı. Şiddet, hedeflerine ulaşmayı sağlamakla kalmaz, onları özgürleştirirdi. İlaveten, şiddet eylemlerine destek verecek bir uluslararası ağ da vardı ve işbaşındaydı.Ne yazık ki o yıllarda gerek dünyada gerekse Türkiye'de yaygın ve baskın liberal fikir akımları yoktu. Olduğu kadarıyla da fazla etkili değildi. Liberal fikirler özellikle gençlere ve ihtirası aklının önüne geçenlere hitap edememekteydi. Dönemin ruhu da ateşli ve çatışmayı teşvik ediciydi. Kürt hareketi, sosyalizm yerine liberalizmden etkilenseydi ve hedeflerini barışçıl yollarla ve demokrasiyi geliştirmeye çalışarak elde etmeye çalışsaydı hem Türkiye hem de Kürtler için çok daha iyi olurdu. Ne yazık ki tam tersi gerçekleşti ve bu da Türkiye'ye çok kana ve gözyaşına mal oldu.
173