Türkiye yaklaşık bir aydır Narin cinayetiyle meşgul. Hem geleneksel hem de sosyal medyada bu korkunç cinayet ana konulardan biri. Cinayetin aydınlatılması yolunda adâlet ve güvenlik makamlarının titiz ve takdire şayan çabaları sayesinde epeyce mesafe alındı. Cinayetin sorumlusu veya ortağı olduğu ve onlara cinayeti saklamada, delilleri karartmada yardım ettiği düşünülen kimseler tutuklu.
Bu cinayetin birçok bakımdan değerlendirilmesi mümkün. Cinayet elbette genel insanî duruma, Türkiye'ye, öldürmenin vuku bulduğu bölgeye ve aileye dair işaretler vermekte.Her şeyden önce Narin cinayeti çok üzücü. Sekiz yaşında masum bir kızın öldürülmesini hiçbir akıl ve vicdan kabul edemez. Ancak, ne var ki, bu tür vahşi cinayetler ve sarsıcı suçlar sadece Türkiye'de ve belli bir bölgede ortaya çıkmıyor. Dünyanın her yerinde benzer vakalar meydana gelebilmekte. Aynı günlerde mesela Fransa'dan yansıyan bir haber de çok şaşırtıcı ve dehşet vericiydi. Yaşlı bir kadın kocası tarafından uyuşturularak onlarca erkeğin tecavüzüne maruz bırakıldı. Keza, Tekirdağ'da meydana gelen vahim bir vakada ise sadece iki yaşındaki bir kız çocuğunun cinsel istismara uğradığı ve bunun da annesinin bilgisi altında yapıldığı ortaya çıktı.Dolayısıyla, Narin cinayeti kabul edilemez, ancak, anlaşılır bir durum.İnsan ne melek ne de şeytan!Her iki varlık türünün potansiyeli de insan bünyesinde mevcut. İnsan yerine göre melek yerine göre de şeytan gibi olabilmekte. Bir başka deyişle insan hem insan kardeşlerine muazzam iyilikler yapabilmekte hem de akla, hayale gelmeyecek zararlar verebilmekte. Bu sadece bugün böyle değil, her zaman böyleydi. Maalesef bundan sonra da böyle olmaya devam edecek. Dolayısıyla, bu tür vahşi cinayetler azaltılabilir, ama, ne yazık ki, sıfırlanamaz.Bunun genel 'insanî' bir duruma ilişkin olması suçu ve suçluları değerlendirirken belli bir etnisiteyi, dini, kültürü öne çıkarmayı ve suçlamayı yanlış ve gereksiz kılmakta. Yani Narin olayına ilişkin değerlendirmelerde zaman zaman karşımıza çıktığı gibi ailenin Kürt olması bu cinayetin bütün Kürtlere mal edilmesini gerektirmez ve haklılaştırmaz. Bu yaklaşım suçların şahsiliği ilkesine de aykırıdır. Herkes hatalarından dolayı şahsen sorumludur. Aynı şekilde, ailenin dindar veya seküler olmasının da suçla bir ilgisi yok.
139