İsrail'in özellikle Gazze'de, ama aslında daha geniş bir coğrafyada izlediği siyaset, yalnız uluslararası sistem için değil, tüm fikir dünyası için de ciddi bir imtihan oluyor. Bu imtihanla karşı karşıya kalan fikir geleneklerinden biri de liberal düşüncedir; çünkü liberalizm, teorik ve tarihsel olarak, bireyin hayat hakkını, mülkiyetini, haysiyetini, sivil hak ve hürriyetlerini savunmakla övünmüş; hem devlet içi ilişkilerde hem devletler arası ilişkilerde keyfî şiddete karşı çıkmayı ilke edinmiştir. Tam da bu sebeple, İsrail'in son yıllarda bütün bölgede sergilediği saldırgan politika, liberaller için teorik değil, doğrudan ahlaki ve siyasi bir sınav niteliği taşımaktadır...
Liberal düşüncenin temel önermelerinden biri şudur: Hiçbir devlet, güvenlik gerekçesini ileri sürerek, masum insanların temel haklarını yok sayamaz. Hiçbir kolektif amaç, sivil hayatın topyekûn yok edilmesini meşrulaştıramaz. Hiçbir tarihsel travma, yeni adaletsizlikler üretmenin ahlaki ruhsatı hâline getirilemez. Eğer bunlar doğruysa, İsrail'in Gazze'de izlediği çizginin, uyguladığı kuşatmanın, yürüttüğü yıkımın ve kullandığı dilin liberal ilkelerle bağdaşmadığını söylemek gerekir. Liberalizmin ölçüsü, dostuna başka düşmanına başka konuşmak değil; ilkeyi herkes için istemektir.
Ne var ki liberal çevrelerde durum karışık. Liberal çevrelerin bir kısmı, İsrail'i neredeyse kayıtsız şartsız desteklemektedir. Bu çevreler, İsrail'in eylemlerini "medeniyetin savunulması", "teröre karşı mücadele" veya "demokrasinin korunması" gibi kalıplarla meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Oysa liberalizm, tam da bu tür büyük gerekçelerin arkasına saklanarak özgürlüğün boğulmasına itiraz etmek için vardır. Devletin şiddet tekeline sahip olması, onun her türlü şiddeti haklı kullandığı anlamına gelmez. Bir devleti yönetenlerin seçimle işbaşına gelmiş olması da, onu, otomatik olarak, ahlaki kılmaz.
Bazı liberallerin sergilediği tutum ise suskunluk. İsrail'e açık destek vermeyen ama açık itiraz da etmeyen, meseleyi geçiştiren, görmezden gelen, dikkatleri başka alanlara çeken bir suskunluk. Bu tavır, ilk bakışta ihtiyatlı davranmak gibi görünebilir. Ancak, bazı tarihî anlar vardır ki, susmak, fiilen, haksızdan ve haksızlıktan yana durmak sonucunu doğurur. Liberalizmin kıymeti, yalnız rahat zamanlarda özgürlükten söz etmesinde değil; zor zamanlarda da hukuku, hakkı, sivilleri ve barışçıl ortak hayatı savunabilmesinde gömülüdür.
Buna karşılık, çok şükür, bazı liberaller hem antisemitizme karşı çıkıp hem de İsrail devletinin siyonist yayılmacılığına ve ağır ve çok vahim hak ihlallerine açık şekilde itiraz etmektedir. Esasen olması gereken de budur. Yahudi düşmanlığına karşı olmakla İsrail devletinin politikalarını eleştirmek arasında hiçbir çelişki yoktur. Tersine, antisiyonizmi otomatik olarak antisemitizm diye damgalamak, hem kavramları bozmakta ve anlamlarını çarpıtmakta hem de meşru eleştiriyi susturmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır. Her liberal, bu kavramsal zorbalığa karşı uyanık olmak zorundadır.

26