ABD'nin eski başkanı ve bu yıl kasım ayında yapılacak yeni başkanlık seçiminde Cumhuriyetçi Parti'nin adayı Donald Trump'a bir suikast düzenlendi. Bu olay ABD ve dünya gündemine âdeta bir bomba gibi düştü. ABD siyasetinin bu tür olaylara çok yabancı olmadığını biliyoruz. Bununla beraber, Amerikan siyasetinde tartışılması gereken başka hususlar da var. Örneğin, seçim kampanyası için fon toplamada yetersiz kalan Trump son olarak tanesi 60 dolardan İncil pazarlamaya başladı. Yaptığı açıklamada İncil'in "çok güzel bir kitap olduğunu, kendisinin evinde çok sayıda İncil bulunduğunu ve bu güzel kitabın her ABD'linin evinde bulunması gerektiğini" söyledi.
Bu vaka bizi mecburen kutsalların ne olduğu ve "kutsal kitapların" ne kadar kutsal olduğu meselesini sorgulamaya iter. Hiç şüphe yok ki kutsal kitaplar kutsal kitaplardır. Ancak, onların kutsallığı kitap olarak aldıkları biçimden ziyade kendilerine atfedilir. Onlar kutsaldırlar, çünkü yaratıcının kelamıdırlar. Başka bir deyişle, onların kutsallıkları basılı oldukları şeylerle değil bizzat kendileriyle alakalıdır. Basılı biçimlerinin yok edilmesi onların kutsallığına zarar veremez. Bu yüzden, mesela, bir kutsal kitabın yırtılması veya yakılması, çirkin ve yanlış bir davranış olsa da, ondaki kutsallığı ve onun kutsal varlığını ortadan kaldırmaz.Diğer taraftan, bu vakaya gösterilmesi muhtemel tepkilerin çoğu da yersiz ve anlamsız. Örneğin bu davranışla kutsalların siyasete alet edildiği iddiası çok saçma. Ne yazık bu çoğu insanın zihninde yer etmiş vaziyette. İnsanlar, elbette, siyasi tavır ve tercihlerinde dinden etkilenirler. Dinler, kültürün belki de en geniş ve en mühim parçasıdır ve insanların bundan uzak durmasını istemek saçmalıktır. Ayrıca, bu, sadece siyasette aktif olan ve bir yerlere gelmek için çabalayan insanlar değil ortalama seçmen açısından da böyledir. Yani sizin kutsalı alet ediyor diye bir siyasi hareketi engellemeniz ona oy veren insanların yine de dinden kaynaklanan motivasyonlarla hareket etmesini veya kararını verirken baktığı şeyler arasında kutsalların bulunmasını engelleyemez.Bir diğer mesele kutsallaşmış seküler kişilere ve değerlere karşı nasıl bir tavır gösterileceği. Türkiye'de çok ilginç bir örneği görüldüğü üzere bir tür kutsallık kazanmış seküler kişiler olabilir. Bu kişilere bazıları tarafından âdeta bir dinin öncüsü veya bir tür peygamber gibi muamele edilebilir. Bu durumda, eğer kutsalların siyasete "alet edilmesi" yanlış ise, seküler kutsalların siyasete alet edilmesi gibi bir problemin doğması ihtimalinden de bahsedilebilir.
175