Fon skandalı büyüdükçe meselenin ekonomik ve hukuki boyutunun yanında siyasi boyutu da daha görünür hâle gelmekte. Adalet Bakanı Akın Gürlek'in açıkladığı son verilere göre üç fondan 100 milyon liranın üzerinde kazanç sağlayan 141 gerçek kişi ile 73 şirket var. Bunların toplam kazancı yaklaşık 187,7 milyar liraya ulaşıyor. Bakanlık bu kazançların bir bölümünü "haksız kazanç" olarak görüyor ve TMSF aracılığıyla bunları geri alma süreci yürütüyor.
Burada dikkat çekici olan, özellikle Yeni Parti'nin hem kendi çabalarıyla hem de medyadaki uzantılarıyla meseleyi neredeyse tamamen AK Parti'ye karşı kullanılacak bir silaha dönüştürme çabası içine girmesi ve bu amaca hizmet için yalana dahi başvurmaktan çekinmemesi. Bu çerçevede iki bakan hakkında yapılan ithamlar ve suçlamalar boş çıktı. Elbette failler arasında ayrım yapılmamalı ve AK Partili isimler usulsüzlüğe karışmışsa onların da üzerine gidilmelidir. Nitekim AK Parti'de genel başkan yardımcısı olarak görev yapan eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi hakkında soruşturma yürütülüyor; Kaya daha önce parti görevlerinden de ayrılmıştı. Bu, en azından soruşturmanın iktidara yakın isimlere hiç dokunmadığı iddiasını zayıflatıyor.
Fakat fon dosyasındaki isimler yalnız AK Parti çevrelerinden oluşmuyor. Mustafa Sandal'ın eşi Melis Sandal'ın milyarlarca lira elde ettiği açıklandı. O ve babası Cihan Sütşurup hakkında malvarlığı tedbiri ve yakalama kararı verildi. Melis Sandal kendisini mağdur olarak tanımlarken Mustafa Sandal da fon işlemleriyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını öne sürüyor. Ancak, Mustafa Sandal'ın uzun süredir AK Parti iktidarına sert muhalefet etmekle tanınan bir isim olduğu da biliniyor.
Aynı şekilde, iş insanı Cengiz Avcı da soruşturmanın dikkat çekici isimlerinden biri. Avcı'nın ODINE hisselerinden yaklaşık 15 milyar lira kazandığı, bunun 12 milyar lirasını nakde çevirdiği belirtiliyor; hakkında yakalama kararı ve malvarlığına el koyma tedbiri bulunuyor. Haberlerde Avcı'nın Yeni Parti Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül'ün yakın arkadaşı olduğu da aktarılıyor. Bu yakınlık fon krizinin yalnız "iktidar çevreleri" anlatısıyla açıklanamayacağını gösteren başka bir örnektir. Büyük bir ihtimalle zaman ilerledikçe CHP-Yeni Parti çizgisinde başka isimler de ortaya çıkacaktır.
Asıl mesele burada boy gösteriyor. Yolsuzluğa ve usulsüzlüğe karşı çıkmak rakipleri köşeye sıkıştırmak için kullanılan bir siyasi silah değil, bir ilke olmalıdır. AK Partili birinin adı geçtiğinde "iktidarın yolsuzluğu", muhalif bir isim söz konusu olduğunda "siyasi operasyon" deniyorsa ortada ilkesel davranış değil partizanlık vardır. Yani çifte standart kullanılmaktadır.

15