CHP: Kurucu parti mi, diktatörlük kalıntısı mı

Özel'in öncülüğünde bir grubun CHP'den ayrılarak Yeni Parti'yi kurması, CHP'nin tarihi ve Türkiye siyasetindeki yeri hakkındaki ezberlerin tekrarlanmasına yol açtı. Çeşitli medya organlarında CHP'nin Türkiye'nin en eski siyasi partisi olduğu, cumhuriyeti ve devleti kurduğu, köklü bir siyasi geleneği temsil ettiği söylendi.

CHP, devleti kuran bir parti olmaktan ziyade, devlet tarafından oluşturulan bir siyasi yapılanmadır. Demokratik siyasi partiler, toplumdaki farklı görüşleri ve menfaatleri temsil etmek ve seçimlerde iktidara gelmek için yarışmak amacıyla kurulur. CHP'nin doğduğu dönemde ise serbest seçimler, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, meşru siyasi muhalefet ve partiler arası rekabet yoktu. Bu nedenle, o günkü CHP'yi bugünkü anlamıyla demokratik bir siyasi parti gibi değerlendirmek tarihî gerçeklerle bağdaşmaz.

CHP, toplumun belirli bir kesiminin taleplerini devlete taşımak üzere kurulmadı. Hedefi, bütün bireyleri ve toplumu resmî ideolojinin öngördüğü kalıba göre şekillendirmekti. "Parti" adını taşıması, ona kendiliğinden demokratik bir nitelik kazandırmaz. Demokratik bir partinin varlığı, rakip partilerin serbestçe kurulabilmesine ve iktidarın seçim yoluyla el değiştirebilmesine bağlıdır.

CHP, 1950'ye kadar tek parti cumhuriyetinin ana öznesi oldu. Devlet ile parti iç içe geçti; parti yöneticileri devlet yöneticileriyle özdeşleşti. Siyasi çoğulculuk bastırıldı. Farklı fikirlerin örgütlenmesine izin verilmedi. Bu düzen, CHP, demokratik olmaktan ziyade otoriter ve totaliter nitelikler taşımaktaydı. 1950 seçimleriyle birlikte, Türkiye, demokratik cumhuriyete geçmeye başladı. İktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi, CHP'nin de konumunu değiştirdi. CHP tek parti olmaktan çıktı ve diğer partiler gibi yarışan partilerden biri hâline geldi. Ancak, kurumsal statüsündeki bu değişim, zihniyet dünyasında aynı ölçüde bir dönüşüme yol açmadı.

CHP, kendisini devletin ve rejimin gerçek sahibi olarak görmekte. Meşruiyetin ölçüsü olarak demokratik ilkelerden çok, kendi benimsediği değerleri kabul etmekte. Bu anlayışa göre, CHP dışındaki siyasi oluşumlar, CHP'nin belirlediği ideolojik sınırların dışına çıktıklarında, meşruiyeti şüpheli hareketler hâline gelir. CHP'nin demokratik dönemde hiçbir zaman seçmen çoğunluğunun desteğini alarak tek başına iktidara gelememesi de bu sahiplik duygusunu ortadan kaldırmadı. Oysa, CHP'nin yapması gereken, tarihî misyonunun sona erdiğini kabul etmektir. CHP kendi kendisini feshederek Cumhuriyet Halk Vakfı adıyla bir vakfa dönüşebilir; tarih, kültür, sanat, arşiv ve araştırma faaliyetleriyle uğraşabilir.

CHP'nin siyasetten çekilmesi, Türkiye'de sosyal demokrat bir partinin gelişmesinin önünü açabilir. Türkiye'de sosyal demokrasi, Kemalizmin merkeziyetçi ve vesayetçi mirasının gölgesinde kalmaktadır. CHP insan hakları, bireysel özgürlükler, çoğulculuk ve sivil toplum bakımından sosyal demokrat çizgiye yaklaşmakta zorlanmakta. Kemalizm, temas ettiği siyasi düşünceleri kendi devletçi kalıpları içinde yeniden biçimlendirmekte. Bu nedenle, Kemalist CHP, kendisi gerçek anlamda sosyal demokrat parti olamadığı gibi, insan haklarına ve özgürlüklere dayanan çağdaş bir sosyal demokrat partinin doğmasını da engellemekte. Türkiye'nin ihtiyacı, kuruculuk efsanesinden uzak, kişi kültüne dayanmayan, diğer siyasi partilerle eşit şartlarda yarışmayı kabul eden bir merkez sol partidir.