Minnettarız Pezeşkiyan

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyen'in Amerikan halkına yazdığı mektup peygamber geleneğine mi uyuyor, yoksa siyasi propaganda mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyen'in Amerikan halkına gönderdiği mektubun peygamber örnekliğine uygun bir dış politika hamlesi olduğunu savunuyor. ABD'yi İran'a yönelik saldırganlık, yaptırım ve dezenformasyon için suçlarken, İran'ın tarihsel dirençliliğine ve iktisadi gelişimine vurgu yapıyor. Ancak İran yönetiminin kendisi hakkındaki iddiaların tamamı gözlemlenebilir gerçeklerle destekleniyor mu?

Adam gibi adam, mâşallah, sübhanallah!

Yerinde ve zamanında güzel bir mektup yazdı. Amerikan halkına yönelik fevkelade anlamlı bir mektup... teşekkür ediyoruz. Peygamberin izinden gitmek işte budur.

Gerçi Peygamber Efendimiz, devlet reislerine göndermişti mektubu. Onları tebalarıyla (halkıyla) birlikte İslâma davet etmişti. Aksi takdirde tebalarının günahları da boyunlarına olur diye uyarmıştı.

Mesela Bizans kralı Heraklius'a şu mektubu göndermişti: 'Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah'ın kulu ve peygamberi Muhammed'den Bizans İmparatoru Herakleios'a. Hidayete uyanlara selâm olsun. Seni İslâm'a çağırıyorum. İslâm'ı kabul et ki kurtuluşa eresin ve Allah da ecrini iki kat versin. Eğer kabul etmezsen halkın günahını sen çekersin...'

Mektubu alan Heraklius, muhtemelen İslâm'ı kabul etti ancak cesaret edip açıklayamadı.

Bugün Müslüman liderlerin de yapması gereken budur. Yani ecnebi devletlerin yöneticilerini tebalarıyla birlikte İslâm'a davet etmelidirler. Ama neredee Her biri adeta bâtıl zihniyetin kuklası olmuş. Bırakın daveti, Kur'an'a ters düşme gafletinde düşüp, onlarla dost oluyorlar. Kur'an'ın ifadesiyle onlardan oluyorlar. Bunda da herhangi bir beis görmüyorlar.

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyen'a dönersek o onlar gibi yapmıyor. O, peygamberin modelini uyguluyor. O, Amerikan halkına mektup yazarak her birini ayrı ayrı İslâm'a adeta davet ediyor. Çünkü başlarında tımarhane kaçkını bir sapık ve de yamyam bir deli var. Zamanın Firavunu adeta. Tövbe tövbe Firavuna dua okutturur bu manyak...

Pezeşkiyan şu mektubu yazdı Amerikan halkına:

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

İran, ismi, karakteri ve kimliğiyle insanlık tarihinin en eski kesintisiz medeniyetlerinden biridir.

Küresel güçlerin işgaline, istilasına ve sürekli baskısına maruz kalmasına ve komşularının birçoğuna karşı askeri üstünlüğe sahip olmasına rağmen İran hiçbir zaman bir savaş başlatmamıştır. Ancak kendisine saldıranları kararlılıkla ve cesaretle püskürtmüştür.

Gururlu tarihleri boyunca tekrarlanan dış müdahaleler ve baskılar karşısında bile İranlılar, hükümetler ile yönettikleri halklar arasında her zaman net bir ayrım yapmışlardır. Bu, İran kültüründe ve kolektif bilincinde derin kökleri olan bir ilkedir, geçici bir siyasi duruş değildir.

Böyle bir algı, güçlülerin siyasi ve ekonomik heveslerinin, yani baskıyı meşrulaştırmak, askeri hakimiyeti sürdürmek, silah endüstrisini ayakta tutmak ve stratejik pazarları kontrol etmek için bir düşman üretme ihtiyacının bir ürünüdür. Böyle bir ortamda, eğer bir tehdit yoksa, icat edilir.

ABD, kuvvetlerinin, üslerinin ve askeri kapasitesinin en büyük bölümünü, en azından ABD'nin kuruluşundan bu yana hiçbir savaş başlatmamış bir ülke olan İran'ın etrafında yoğunlaştırmıştır.

Doğal olarak, böyle koşullarla karşı karşıya kalan hiçbir ülke savunma kapasitesini güçlendirmekten vazgeçmez. İran'ın yaptığı ve yapmaya devam ettiği şey, meşru müdafaaya dayanan ölçülü bir tepkidir ve hiçbir şekilde bir savaş veya saldırganlık başlangıcı değildir.

Dönüm noktası, İran'ın kendi kaynaklarının millileştirilmesini engellemeyi amaçlayan 1953'teki yasadışı Amerikan müdahalesiydi. Bu darbe İran'ın demokratik sürecini sekteye uğrattı, diktatörlüğü yeniden tesis etti ve İranlılar arasında ABD politikalarına karşı derin bir güvensizlik ekti.

Bu güvensizlik, Amerika'nın Şah rejimine verdiği destek, 1980'lerdeki dayatılan savaş sırasında Saddam Hüseyin'e arka çıkması, modern tarihin en uzun ve en kapsamlı yaptırımlarının dayatılması ve nihayetinde İran'a karşı müzakerelerin ortasında iki kez kışkırtmasız askeri saldırganlıkla daha da derinleşti.

Aksine, ülke birçok alanda daha da güçlendi. Okuryazarlık oranları İslam Devrimi öncesindeki yaklaşık yüzde 30 seviyesinden bugün yüzde 90'ın üzerine çıkarak üç katına ulaştı. Yükseköğrenim dramatik bir şekilde genişledi, modern teknolojide önemli ilerlemeler kaydedildi, sağlık hizmetleri iyileşti ve altyapı geçmişle kıyaslanamayacak bir hız ve ölçekte gelişti. Bunlar, uydurma anlatılardan bağımsız, ölçülebilir ve gözlemlenebilir gerçeklerdir.

Savaş; yaşamlara, evlere, şehirlere ve geleceğe onarılamaz zararlar verdiğinde, insanlar sorumlulara karşı kayıtsız kalmayacaktır. İran'dan böyle bir davranışı haklı çıkaracak nesnel bir tehdit var mıydı Masum çocukların katledilmesi, kanser tedavisi gören ilaç tesislerinin tahrip edilmesi veya bir ülkeyi taş devrine döndürecek kadar bombalamakla övünülmesi, ABD'nin küresel itibarını daha da zedelemekten başka bir amaca hizmet ediyor mu