İslâm dairesine tek bir kapıdan girilir ki o kapının ismi imandır. İman kapısının anahtarı ise Kelime-i Tevhid'dir. 'Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resulullah/Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammet onun elçisidir.'
Diğer bir kelime de Kelime-i Şehadet'tir ki o, müslümanın hiçbir zaman yanından ayırmadığı anahtarının muhafazasıdır. 'Eşhedu enlâ ilâhe illallah, ve eşhedu enne Muhamedün abduhu ve resuluhu/Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Ve yine şahitlik ederim ki Hz. Muhammet O'nun kulu ve elçisidir.'
Bu iki kelimeyi her daim samimi bir kalp ile yürekten bir teslimiyetle söylemek gerekir. Sadece dil ile olursa önce muhafaza sonra da anahtarın kendisi kaybedilir ki o zaman kul, İslam dairesinin dışında kalır.
Kelime-i Şehadet ile kul, hem Rabbinin birliğine hem Peygamberinin elçiliğine ve hem de kendi imanına her daim şahitlik ededurur.
Bu kelimeleri bir kez söylemiş olmak artık bir daha söylememek anlamına gelmez. İnsan günah ve hatalardan beri değildir. Olur ya gaflet ile iman dairesinden çıkabilir. O zaman hemen bin pişmanlık içerisinde samimi bir tövbe ile geri dönmesi icap eder. Onun için anahtarını muhafazasıyla birlikte her daim yanında taşımalıdır.
Gerçi şuurlu bir müslümanın böyle bir duruma düşmesi zayıf ihtimal olsa da düşüp kalkmayan bir tek Yüce Allah'tır. O halde kul, bilmeden düştüğü günahın hemen arkasından Rabbinden af dileyip, yeniden iman tazelemelidir.
İman tazelemek için illa ki günaha düşmek de gerekmez. Yüce Allah, 'Ey iman edenler!.. iman ediniz.' buyuruyor (Nisa/136). Her fırsatta iman etmek, mümini daha da güçlü kılar.
İslâm dairesine girince insan hakikatlerle yüzleşir. Rabbinin tecellisine şâhit olur. O'nun rahmetiyle tanışmış olur. Azabının şiddetini anlar. Her şahit olduğu hakikat karşısında şaşkınlığını bastırmak için Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şahadet getirerek Rabbine teslimiyetini arz eder ve böylelikle Rabbi katında rütbesi artar.

9