İnsanı hezeyana sürükleyen, konulardan biri hiç şüphesiz kader mevzuudur. Hatta belki de en önemlisi... Zaman zaman insanın zihnini meşgul eder de işin içinden çıkılmaz bir hâl alır.
Hakikaten çok önemli ve bir o kadar da zihinlerin berraklaşması gereken bir husus. En azından 'neden' lere makul cevaplar sunulması gerekir. O halde konuyu bu minval üzere irdeleyelim...
Öncelikle şunu çok net olarak ifade etmek icap eder ki İslam'da hiç bir soru cevapsız değildir. Bunun anlamı şudur: İnsan, zihnini kurcalayan bir soruya illâki cevap arıyorsa onu mutlaka özgün kaynaklarından araştırmalıdır.
İslâm'ın birinci dereceden özgün kaynakları Kur'an ve sünnettir. Kader de İslâmi bir esas olmasından mütevvellit, doğal olarak Kur'an ve sünnet temel alınarak irdelenmelidir.
Şu kadar ki; Yüce Allah, kullarının asla bir bocalama içerisinde kalmalarını istememiştir. O, birçok ayette kullarının Kur'an'ı Kerim'de bildirdikleri üzerinde düşünüp öğüt almalarını dilemiştir.
Bu demektir ki insanın hezeyanının kaynağında Yüce Allah'ın sözlerini yeteri kadar araştırmamak, üzerinde düşünmemek, tefekkür etmemek ve dolayısıyla anlamamak yatıyor. Tabi hadisler için de aynı ifadeleri kullanırız. Çünkü Peygamberimiz, Kur'an'ın sözcüsüydü.
...
Buraya kadarki açıklamarla asıl konumuza hazırlanmış olduk. Yani 'kader mevzuuna. Cenab-ı Hâktan tesirli cümleler kurmayı nasip etmesni niyaz ederek...
Bazen alın yazısı diye de ifade edilen kader, birçok yönüyle maalesef ya yanlış anlaşılmış veya yeteri kadar anlaşıl(a)mamıştır. Kader hakkındaki genel kanaat, insanın nasıl inanacağı, nasıl yaşayacağı ve akıbetinin nasıl olacağı, Yüce Allah tarafından ta ezelden tayin edilmiş olduğu şeklindedir.
Bundan dolayı ki kimileri, hayatın esasen bir anlamda çelişkiler yumağı olduğu düşüncesine sahiptir. Tabi bu durumda kimileri hiç araştırmadan, (hâşa) "Böyle saçmalık mı olur" diyerek, kısa yoldan inkârı tercih edebiliyor. Kimileri bir arayış içerisine girse de bir türlü işin içinden çıkamıyor. Bir kısım insanlar da: "Yazan böyle yazdıysa elden ne gelir" ön yargısıyla şeklen bir teslimiyetçilik içerisine giriyor. İşte bu gibi düşünceler, maalesef özü sözü birbirine uymayan, bir takım ucube kişilikler doğuruyor.

14