Arz-ı Mevud - 2

Arz-ı Mevud iddiası neye dayandırılıyor olabilir

İbrahim as, din temeline dayandırılmış medeniyetler şemasının en üstünde yer alıyor. Milat'tan önce takriben 1700'lü yıllarda yaşamış olan İbrahim as, bugün Irak sınırları içerisinde bulunan ve o günün Babil Krallığı'na ait Ur kentinde dünyaya gelmişti. Yaşadığı toplumda insanlar puta tapıyorlardı. O, yalnız Allah'a iman ettiği ve bir vesile ile Babil putlarını kırdığı için Nemrut tarafından ateşe atılma cezasına çarptırılır. Bu sebepten şehri terk eder ve bugün Türkiye sınırları içerisindeki bir başka Babil şehri olan Harran'a gelir. Ancak Nemrut'un adamları onu orada yakalayıp, ateşe atarlar...

Tabii Yüce Allah, peygamberini ateşten korudu. Daha sonra İbrahim as, eşi Sare ve yeğeni Lut ile birlikte Rabbinin emriyle Filistin'e yerleşir. Bu mevzu Ankebut suresi 26. ayette bildirilmiştir. Enbiya suresi 71. ayette ise Yüce Allah: 'Onu Lut ile beraber kurtarıp, içinde âlemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.' buyuruyor.

Lut as'a daha sonra Sodom halkını uyarmak üzere peygamberlik verildi. Sodom, bugünkü Lut Gölü kıyısında ve Ürdün tarafında bir bölgeydi. Öte yandan zamanla Filistin'de büyük bir kasırga ve neticesinde büyük bir kıtlık arız olur. Bunun üzerine İbrahim as, eşiyle birlikte Mısır'a göç eder. Orada geçen bir süre ve bir takım gelişmeler sonrasında Kral'ın Sare'ye hediye ettiği Hacer ismindeki Cariye ile birlikte tekrar Filistin'e dönülür.

İbrahim as'ın çok arzu ettiği halde hiç çocuğu olmamıştı. Yaşı ise epey ilerlemişti. Eşi Sare kendisinin kısır olması ve kocasının çocuk arzusuna karşın onun Hacer'le evlenmesini sağladı. Bu evlilikten İsmail ismini verdikleri bir evlatları dünyaya gelir. Ancak İbrahim as, bu defa da Rabbinin emriyle eşi ve çocuğunu götürüp, Mekke'de ıssız bir çöle bırakır. İbrahim as, emrini yerine getirdiğine dair Rabbine şöyle beyanda bulunuyor: 'Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe'nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim...' (İbrahim/37)

Zaman zaman onları ziyaret eden İbrahim as, oğlu İsmail'i koşup oynama çağına geldiğinde yine Rabbinin emriyle kurban etmekten çekinmez. Yüce Allah, kulu ve elçisi İbrahim'in sabır ve sadakatini ölçmektedir. Sabır ve sadakatinde kusur etmeyen İbrahim as Rabbi tarafından bir kez daha mükâfatlandırılacaktır. Öyle ki Rabbi ona hem İsmail'i bağışlar ve hem de diğer eşi Sare'den İshak isminde bir evlat müjdeler.

İleride, İbrahim as'ın bu her iki oğluna da peygamberlik verilir. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere din temeline dayandırılan medeniyetler İbrahim as'da birleşiyor. Sebebi ise Gerek Müslümanlar, gerek Hıristiyanlar ve gerekse Yahudilerin İbrahim as'ın bu iki oğlunun soyundan gelen peygamberlere ümmet olmalarındandır.

Kur'an'ı Kerim'de ismi geçen peygamberlerden olup da İsmail as'ın soyundan gelen tek peygamber, Hz. Muhammed sav'dir. Onun ümmeti ise yeryüzünde gelmiş-geçmiş bütün Müslümanlardır. Öte yandan Hıristiyanlar ve Yahudiler ise köken olarak İshak as'a dayandırılmaktadır. İshak as'ın İys ve Yakub adında iki oğlu vardı. Bunlardan Yakub'a peygamberlik verildi.

Arz-ı Mevud'un İbrahim as'a dayandırılması

İşte Yahudilerin Arz-ı Mevud olarak yutturmaya çalıştıkları haritanın sınırlarını belirlemekteki birinci veri olarak İbrahim as'ın yaşadığı ve göç ettiği ya da ayak bastığı yerlerin kendilerine vaat edildiğini kabul etmeleridir.

Neden İbrahim as

Çünkü İbrahim as, Yakub as'ın dedesiydi. Yakub as'ın bir diğer ismi ise İsrail'di. (A'li-İmran suresi 93. ayette bu isim zikredilmiştir.) Yahudiler ise onun soyundan gelmektedir.

Yahudilerin kutsal kitabı (tahrif edilmiş) Tevrat'da Rableri Yahve, onlara diyor ki: "...Gidin, atalarınıza, İbrahim'e, İshak'a, Yakub'a ve soylarına ant içerek söz verdiğim toprakları mülk edinin." (Yas.1: 7,8). Diyelim ki İbrahim as'ın ayak bastığı yerleri baz alarak bu haritayı çizdiler. Peki, 'İbrahim as, Mekke'ye kadar gitmişti, o zanan neden Mekke uydurma Arz-ı Mevud'a dâhil değil' sorusu akla gelebilir. Herhalde köle kadın ve çocuğunun terk edildiği yer olduğundan oradan kendilerine bir şer dokunur düşüncesindedirler. Köle kadın mevzuunu hemen alttaki bölümde açıklayacağız.

Hıristiyanların Arz-ı Mevud'a bakışları

Tabi, köklerinin İbrahim as'a dayanıyor olmasından dolayı Hıristiyanlar da "İbrahim bizim de atamızdır." diyerek böyle bir iddiada bulunabilirler. Ancak, onların böyle bir iddiadan çok Yahudilerin emellerine ulaşmaları için bir mücadeleleri var. 'Evanjelizm' başlıklı dosyamızda Hıristiyanların bu hususa bakış açılarını etraflıca açıkladık. Bir de Tevrat ve İncil'in her ikisinin de yazarları Yahudiler olduğundan bu iki din mensupları arasında böylesine bir yakınlık oluşmuştur.

İncil'de 'Pavlus'tan Galatyalılar'a mektup' diye bir bölüm vardır. Burada 'Sara'yla Hacer örneği' başlığıyla Hıristiyanlar'a şöyle seslenilmiştir. "Kutsal Yasa altında yaşamak isteyen sizler, söyleyin bana, Yasa'nın ne dediğini bilmiyor musunuz İbrahim'in biri köle, biri de özgür kadından iki oğlu olduğu yazılıdır. Köle kadından olan olağan yoldan, özgür kadından olansa vaat sonucu doğdu. Burada bir benzetme vardır. Bu kadınlar iki antlaşmayı simgelemektedir. Biri Sina Dağı'ndandır, köle olacak çocuklar doğurur. Bu Hacer'dir. Hacer, Arabistan'daki Sina Dağı'nı simgeler. Şimdiki Yeruşalim'in karşılığıdır. Çünkü çocuklarıyla birlikte kölelik etmektedir. Oysa göksel Yeruşalim özgürdür, annemiz odur. Nitekim şöyle yazılmıştır: "Sevin, çocuk doğurmayan ey kısır kadın! Doğum ağrısı nedir bilmeyen sen, Yükselt sesini, haykır! Çünkü terk edilmiş kadının, Kocası olandan daha çok çocuğu var." Kardeşler, İshak gibi sizler de vaat çocuklarısınız. Olağan yoldan doğan, Kutsal Ruh'a göre doğana o zaman nasıl zulmettiyse, şimdi de öyle oluyor. Ama kutsal yazı ne diyor "Köle kadınla oğlunu kov. Çünkü köle kadının oğlu Özgür kadının oğluyla birlikte Asla mirasa ortak olmayacaktır." İşte böyle, kardeşler, bizler köle kadının değil, özgür kadının çocuklarıyız." (Gal. 4:21-31) diye yazılıdır.