Saat 20.00 sularıydı, kadınlı, çocuklu bir grup otobüsle Yunanistan Kipi Sınır Kapısı'ndan yurda giriş yapıyordu. Tam da Türkiye-İtalya Avrupa Şampiyonası finalinin oynandığı dakikalardı. Altın sette 15. sayı geldiğinde önceden samimiyetleri olmayan, hatta tanışmayan insanlar birbirine sarıldı. "Türkiye... Türkiye..." sesleri yükseliyordu otobüsten. Meriç Nehri bir başka güzeldi; yolculardan biri Ayten Alpman'ın Memleketim şarkısını açmaz mı YouTube'dan. Görmeyin coşkuyu. Pasaport kontrolüne gelindiğinde bütün küçük kızlar Vargas olmuştu, bir kısmı Eda, bazıları Yaprak ve İlkin. "Benim adım Zehra" diye koşan bir minik kız çocuğu da Kadın Voleybol Milli Takımımız'ın, İtalya'yı 3-2 yenip üst üste 2. kez Avrupa şampiyonu olmasını kutluyordu.
Gelelim olayın sportif tarafına; sürpriz değil. Bu tip büyük zaferler sürprizle kazanılmaz. 20 yılı aşkın büyük bir emeğin sonucu geldi üst üste 2. Avrupa şampiyonluğu. Takımda isimler, antrenörler değişiyor ama başarı çıtası düşmüyor, yükseliyor. Her gelen hoca da bizden biri oluyor; Santarelli gibi. Niye İyi yönetiliyor bu branş. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de Spor Bakanlığı ve Gençlik Spor Genel Müdürlüğü ile voleybol branşını destekliyor. Özellikle son 10 yılda -il ilçe demeden- inşa edilen spor salonları bu patlamada önemli rol oynuyor.
Voleybol dendi mi akan sular duruyor Ankara'da. En uzak ilde voleybolcu adayı çoğunluğu kız çocuklarını izleyen yüzlerce antrenör var.

20