1970'lerdi, ailece İstanbul'dan İzmir'e trenle gitmeye karar verdik. Önce Bandırma'ya vapur, sonra bağlantılı İzmir treni. Babam, yanımıza çok sayıda gazete aldı. Sabahın ilk ışıklarıyla Balıkesir-Soma arasındaki hemzemin geçide girdiğimizde yanımızdaki gazeteleri, kenarda bekleyen çoğu çocuk yurttaşlara attık, elbette nazikçe! ünkü o yıllarda gazete dağıtımı sağlıklı değildi, ailece okuduğumuz Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet altın değerindeydi taşra için. 14- 15 saat sürmüştü yolculuk. Geçenlerde bir dostum nostalji yapıp İzmir'e trenle gitmek istemiş, o da benzer saatte üstelik iki aktarma ile varmış vapur keyfi yaşamadan!
Aradan 50 yıl geçmiş ama bizim trenler hızlanamamış. İstanbul-Ankara hattıyla bazı pilot bölgelerde hızlı o kadar! İstanbul'dan, Ankara'dan Antalya'ya, İzmir'e direkt hat yok, çoğu yere aktarmalı, o da yarısı hızlı, yarısı şimendiferle gidiliyor! Onuncu Yıl Marşı'mızdaki "Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan" dizesinin gerisi gelmemiş!
Konu nereden açıldı Geçenlerde yapişlet-devret modeliyle yapılan Ankara Yüksek Hızlı Tren (YHT) Garı'nın tam kapasiteye geçememesi nedeniyle inşaatçı firmalara devlet kasasından ödeme yapıldığı ve oluşan kamu zararı gündeme geldi! Cengiz Holding, Kolin ve Limak ortaklığında 235 milyon dolara inşa edilen gar, hizmete girdiği 2016'dan bugüne kadar 20 milyona yakın yurttaşa hizmet vermiş. Garanti edilen yolcu sayısı 50 milyon. Yanılma payı yüzde 70. Aradaki farkı devlet ödüyor!
Peki niye işlemiyor Ankara garı ünkü kara tren dahil günlük sefer sayısı 25, bilemediniz 30! Zarar etmemesi için en az 150 seferin üzerine çıkılması gerek! Örneğin Paris garlarından 1000'in üzerinde sefer var ülke içi ve dışına. Gar du Nord ve Gar de L'Est'ten kalkan tren sayısı 500! Bizdeki oran Paris'in yüzde 2.5'i. İktidar tren hatlarını yapmadan gar inşa ettirmiş! Ayağı yere basan yeni hat yok, olanlar da çok ağır ilerliyor! Ayrıca Ulaştırma Bakanlığı tren seti siparişlerini ağırdan alıyor, hat açılsa vagon yetersiz! Tesellimiz ise nostaljik Doğu Ekspresi! Anlaşılan o ki çeşmeyi yapmış, su borularını döşememiş birileri, necefli maşrapa ile idare ediyoruz!
O BAYRAK İNMEZSuriye'de sıcak saatler yaşanıyor hem sahada hem masada. Önce Şam yönetimi, demokrat makyajlı terör örgütü SDG'yi Halep'teki askeri müdahaleyle bastırıp ateşkese zorlamış, hatta telefon bağlantısıyla barış antlaşması imzalanmıştı! Son tahlilde çatışmalar yeniden başladı. BOP patronu ABD araya girince tansiyon düştü! SDG'nin, dolaylı özerklik sözünü aldığı halde "Teslimiyet dayatılıyor" diyerek masadan kalkması elbette masum değil. Ağır silahlardan vazgeçmek istemiyorlar. Aslında Mazlum Abdi'den çok Kandil mesafeli merkezi yönetime katılmaya. Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması'ndaki, "SDG tüm yabancı PKK liderlerini ve unsurlarını Suriye sınırları dışına çıkarmayı kabul ediyor" ifadesi de işlerine gelmiyor!
Barış anlaşması uygulanıp Suriye'nin toprak bütünlüğü korunsa Türkiye kısa vadede güneyindeki kaosu buzluğa atacaktı, şimdi yeniden eller tetikte. Olası bir kaos sınırlarımızı yeni Suriyeli göçü ile karşı karşıya bırakabilir. Görüldüğü üzere kim kazanacak kim kaybedecek belli değil Ortadoğu cehenneminde! Umarız işin ucu federe yapıya ve Türkiye'deki terör hücrelerinin hortlamasına neden olmaz!

21