Geliyorum diyen felaket!

Türkiye'nin batısı, özellikle de İstanbul ve çevresi kâbus gibi bir haftayı geride bıraktı. Mevsim normallerinin çok üstünde, 50- 60, hatta 80 yılda bir yağacağı olasılıklandırılan yağmur dev metropolün üzerine kâbus gibi çöktü, bazı merkezlerde metrekareye 242 kilogram yağış düştü! Sele kapılan yurttaşlarımız yaşamını yitirdi. Özellikle Kâğıthane, Ayazağa, Pendik, Şile merkezli felaketlerde binlerce ev ve işyerini su bastı, yine binlerce araç su altında kaldı. Zararın merkezi ise son 15 yılda yeni yaşam merkezi olarak ön plana çıkarılan (!) Vadi İstanbul'du. Ultra lüks konutların otoparkları milyarlarca liralık zarara neden oldu.

Peki önlem alınabilir miydi Hem evet hem hayır. ünkü İstanbul yedi tepeli kent olarak anılsa da aslında su yollarının göbeğine konumlanmış ve son 30 yılda hızla büyümüş bir kent. Ve derelerle anılmış tarih boyunca! Dere isimsiz sokak yok! Örneğin İSKİ'nin 2023'te açıkladığı plana göre 5 bin 247 kilometre uzunluğa sahip tam 2 bin 772 dere var. 168 ana derenin kolları olarak İstanbul'u kılcal damar gibi sarıyor. Ve 28 büyük dere havzası da bundan 18 yıl önceki raporlara göre, "su taşkını" riski taşıyor. Tahmin edin bu bölgeler neresi Alibeyköy, Küçükköy, Kâğıthane, Ayazağa! Uzmanlar raporlamış, bırakın bu uyarıları dikkate almayı, bazı bölgelerde mühendislere inat inşaat yapılamaz denen 100 metrelik koruma şeridi 10 metreye indirilmiş, bazı derelerin üstüne evler yapılmış, bazılarının üzerine de asfalt yollar. İTÜ'lü akademisyen Dr. Hülya Dinç'in çalışmalarından öğreniyoruz bu gerçekleri; ne yazık ki kenti ve ülkeyi yönetenler dikkate bile almamış!

O yüzden su baskını felaketi aslında, "Geliyorum" demiş de biz duymamışız ya da duymak istememişiz. İşin kötüsü hâlâ su havzalarına, dere yataklarına toplu konut inşa ediliyor İstanbul'un Arnavutköyatalca hattına (Sazlıdere örneğin) bakın ve gelecekteki baskınları zihninizde hayal edin!

Bu İstanbul'daki felaketin bir yüzü; madalyonun öteki tarafında ise iklim değişikliği var. evre mühendislerinin ifadesiyle "iklim değişikliği"nin ta kendisi bu "umulmadık" yağışlar. İster yerelde olsun ister merkezde sorumluluktan kaçmak isteyen bürokratlar, "80 yılda bir yağan yağmur için önlem alınamaz" savunmasının arkasına sığınıyorlar! Oysa gayet iyi biliyorlar ki iklimsel değişiklikler, hava sıcaklığının hızla artışı bu 80- 100 yıllık beklenmedik aşırı yağmur aralığının boyunu kısaltmış, 3-5 yıl arayla bile yinelenebilir hale gelmiş bu hava olayları. Ve beton havuzu görünümündeki İstanbul ne yazık ki konumu ve yapı tercihleriyle felaketin tam da merkezi, belki bugün belki yarın kaçış yok!

Dipnot: Sel baskını İstanbul'un aslında kriz yönetiminin de yetersiz olduğunu gösterdi. Örneğin sanatçı Murat Boz, Cendere'deki stüdyolarda 100 arkadaşı ile yağmurun yağdığı gece mahsur kalmıştı. Eğer TV'lere bağlanıp derdini anlatamasa, İstanbul'un tüm dalgıç ekipleri o stüdyoya yönlenmese bugün çok farklı şeyler konuşuyor olacaktık. Yağmur değil de depreme hedef olsaydı İstanbul, Murat Boz ve arkadaşları gibi yüz binlerce olay yaşandığında bu kadar usta ekibi yetiştirebilecek miydi şimdiki sistem tartışılır. O yüzden yelek giyip AKOM'da toplanarak biz krizleri çözemeyiz. Bir an önce olağanüstü durum ve kriz yönetimi planlarını yenilemeliyiz.