Küratörlüğünü Selen Ansen ve Eda Berkmen'in üstlendiği "Folia" adlı sergide 100'e yakın sanatçının 300 eseri sanatseverlerin ilgisine sunuldu geçenlerde Koç Grubu'na ait Abdülmecid Efendi Köşkü'nde. Konsept önerisi Koç Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç'tan gelmiş, kendisi Türkiye'nin en iyi koleksiyoneri bu arada! Sergide en ilgi çeken eserlerden biri Fatoş İrven'in Zaman Hasadı adlı çalışmasıydı. Diyarbakır'dan getirilen pamuk sapları toprak zemine yerleştirilmiş, pamuk yerine de kadın saçları kullanılmıştı. Diyarbakır cezaevindeki tutuklu kadınların saçlarını sanata dönüştürmüştü İrven. Her bir tutam, yıllar boyunca biriktirilen dram yüklü anıları canlandırıyordu, tutukevindeki kadınların sessiz çığlığını duyuyordunuz eseri izlerken! Fatoş İrven kim diyecek olursanız Diyarbakırlı Kürt kökenli bir sanatçı, bir öğretmen. 2012 yılındaki açlık grevleri sırasında gözaltına alınıp üç yıl cezaevinde kalmış. Şimdilerde "Kürt karşıtı olmakla" haksız yere suçlanan Koç Grubu, daha 3 ay önce Diyarbakırlı İrven'in eserlerini sergilemekten kaçınmadı. ünkü Kürt-Araperkes-Laz gibi bir ayrımları yok uslarında! O sergide Hint de vardı, Japon da Kübalı da! Keza cinsiyet ayrımcılığı konusunda da hassaslar! Şirketlerinde kadın-erkek eşitliği üst seviyede, personel alımlarında kimseye etnik köken, inanç ve özel yaşama ait sorular sorulmuyor. Eğer elinde iyi bir diploması varsa, işinde uzmansa, sicili temizse topluluğa kabul ediliyor! Ve her etnik gruptan kadın yönetici de var şirketlerinde ama kimse kimsenin kökenini sormaz, merak etmez, bilmez!
Evet, böyle etik bir holding, geçenlerde eski yönetim kurulu başkanları ve ailelerinin yaşayan en kıdemli ismi iş insanı Rahmi Koç'un, hastane açılışında anlattığı bir fıkra nedeniyle hedefte. Siyasetçiler, bürokratlar bilgili, bilgisiz toplumun büyük bir bölümü başladı lince! Artık iştirakler kurşunlanıyor. Ülkeye inanılmaz katma değerler yaratan, entelektüel bir insan, o fıkrayı anlatmasa daha mı iyiydi bilemiyoruz ama Rahmi Bey bir an için eski, hoşgörünün üst seviyede olduğu Türkiye'de olduğunu sanmış olmalı. ünkü hoşgörülüdür o aile, babaları Vehbi Bey'in vasiyeti gereği! Ve fakat dünyanın sonu da değil bu olay. Önünde sonunda bir fıkra, mecaza dayalı anlatım! Ne var ki Türkiye garip bir ülke oldu, birileri işlerine geldiğinde mecaz tabanlı sözlere ırkçılık yaftasını yapıştırıp linç kültürünü başlatıyor. İşlerine gelmeyince suspuslar! "Kürt kadın" fıkrasının buralara gelmesi, toplumun bu meseledeki çifte standardının en güzel kanıtı!
Kendimden bir örnek vereyim, yazın güneşi görünce neredeyse siyahlaşan ten rengim nedeniyle iş ve spor dünyasında, çoğu kez "Arap" lakabı ile anıldım son 50 yıldır. Hiç de kızmadım. Spor yaptığım güzide kulübümde antrenör müsabakaya girecek takımı açıklarken adımı kullanmaz, "Dümende Arap var, hamlada etin" diye söze başlardı. Keza her gün Laz fıkraları anlatılır bizim topraklarda, Artvinliler darılmaz. Temel, Fadime, Dursun üzerinden Karadeniz fıkraları vardır; ağırdır bazıları, güler geçeriz. "erkes kız", "Boşnak çocuk", "Fellah bakkal", "Roman Arif" gibi lakaplar şarkılara, türkülere konu olmuştur. Kimse önemsememiştir bırakın işyeri kurşunlamayı! Kalıplaşmış bir terminolojidir! Laz, erkes, Karadenizli, Arap, hatta zenci bacı ifadelerine takılmayanlar, "Kürt kadın" üzerinden fırtına kopartıyor. Üstelik bir özür de var ortada! Birileri huzuru bozmaya çalışıyor! Kimse tuzağa düşmesin! ünkü kurucu liderimiz ulu önder

27