Duruşmadan duruşmaya

İmamoğlu davası devam ederken okullardaki katliamlar önlenemiyor, peki bu iki sorunun kökü aynı mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Silivri'deki yoğun duruşmaları anlatırken, aynı zamanda okullardaki şiddet olaylarının önlenebilir olduğunu savunuyor. Geçici güvenlik önlemleri yerine köklü eğitim politikası değişiminin şart olduğunu öne sürüyor, ama bu tür yapısal sorunlara kamuoyu neden böyle seçici ilgi gösterebiliyor?

Marmara Tutukevi içindeki Silivri duruşma salonları, tarihinin en yoğun mesaisini yapıyor. Yaklaşık 1.5 aydır İBB davası vardı, bu pazartesi günü de Aziz İhsan Aktaş davası başladı. Üst salonda Ekrem İmamoğlu, Mehmet Murat alık, İnan Güney, alt salonda Zeydan Karalar, Abdurrahman Tutdere, Rıza Akpolat, Utku Caner aykara, Kadir Aydar, Oya Tekin. Ve bu isimlerin yanında çoğu tutuklu yüzlerce sanık. Aralarında belediye başkan yardımcıları da var, daire başkanları da şube müdürleri de. Savunmalar çok hareketli, mahkeme heyeti, özellikle çapraz sorguda geriliyor. Örneğin dün İmamoğlu'nun, "Her şeyi İmamoğlu'na bağlayan iftiranameler" tanımlaması salonda büyük destek buldu. İtirafçıların topluca ve aniden demansa yakalanması ise galiba bu haftanın konusu.

***

CHP örgütü yorgun ama bırakmıyor yol arkadaşlarını. Milletvekilleri MYK ve PM üyeleri, il, ilçe yöneticileri, meclis üyeleri nöbetleşe izliyor duruşmaları. İki gündür Erdoğan Toprak, Engin Özkoç, Taşkın Özer mesaideydi. Bir eksi 2. kat, bir giriş katı mekik dokudular.

İzleme bölümleri alabildiğine dolu. Binaya girişte yapılan türlü engellemeye karşın sanık yakınları, 13 aydır uzak kaldıkları isimlerle en azından göz teması kurmak için adeta yarışıyor. Dünkü duruşmada orta yaşlı bir kadın dikkat çekti. Elinde küçük bir dürbün vardı. Bir an olsun gözlerini ayırmadı tutukluların bulunduğu bölümden. Kimi zaman ayağa kalktı, kimi zaman bir elini salona doğru salladı diğer eliyle dürbünü gözünde tutarken. Öğle arasında sohbet ettik, CHP Bakırköy örgütünün neferiymiş. "Önce 2019, sonra 2024'te sandık nöbetini tuttuğumuz Ekrem başkanın yüzünü görmek için dürbün aldım, iyi ki de almışım çünkü kürsü çok uzak seçemiyordum başkanımı, şimdi elimi uzatıp sevesim var" diyebildi sonrasında ağlamaya başladı. Görüldüğü gibi mesafeler engel değil adalet arayışında.

GELİYORUM DEDİ!

İçimiz yandı önce Şanlıurfa, sonra Kahramanmaraş'taki okul baskınlarıyla. Minicik evlatları toprağa verdik. 2 ay önce İstanbul ekmeköy'de Fatma Nur öğretmen, öğrencisi tarafından katledildiğinde okullarda önlem almayı önceleseydik geleceği emanet edeceğimiz çocuklardan 9'u yarın 23 Nisan'ı kutlayabilecekti. ok zor değil okullarda önlem almak. Sonuçta ülkenin polisi, jandarması, belediyesi var! Örneğin irice bir ilçede 15-20 mahalle bulunur; her mahallede de 3-4 devlet okulu. Eğer istenirse, belediye, polis, jandarma araçları nöbetleşe okulların önünde nöbet tutar, en azından sınıfa bir çanta dolusu tabanca ile girmek isteyen öğrenci görünümlü cani panikleyip kendisini ele verir! Bu geçici önlem ve fakat köklü bir çözüm de gerek. MEB, okul yönetmeliğini ve okulda görevlendireceği yardımcı personel sayısını yeniden masaya yatırmak zorunda. Sadece bakanlık da değil, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim Politikaları Kurulu da konuya "siyaset üstü" yaklaşmalı. 2017'de yine okullardaki bir olay sonrası "okul polisi" gündeme gelmişti ancak bir iki pilot ilçede yapılan uygulama sonrası vazgeçildi! Kime üzerinde durmadı, o günkü gerekçe tasarruftu. Hani şu yazın sıcak, kışın soğuk arabaya binmesin diye günde 18 saat mazot harcayan makam arabaları var ya kamuda, o araçlara binenler utanmadan okullara güvenlik görevlisini çok gördü, şoför şoförüne, "Kontak kapalı dursun evladım" diyeceğine! Burada eleştirim hem merkezi hem yerel yönetimleredir!