Geçen yıl yolum Yunanistan'a düştü, Kipi sınır kapısından girip Selanik'e kadar gittim karayolu ile. ok sayıda Türkçe yol tabelası vardı. Dönüşte Rodop, İskeçe, Meriç, Gümülcüne, Ferecik, Dedeağaç ve Dimetoka'yı gezdim. Sanki evimdeydim. Türkçe konuştuğumu duyanlar selam verdi, dertleşti. Kahveler, şekerlemeler sunuldu. Sınırlarla bölünmüş olsa da Türk toprağındaydım. Biliyorlardı ki biz onlardık, onlar da biz!
Ve o coğrafyada Türkçe eğitime dur diyor Atina yönetimi; 8 Türk azınlık okulunun kapatılma kararıyla. Hem de ulu önder Atatürk'ün, "Bir fesat ve hıyanet ocağı" diye ifade ettiği Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılış süreci öncesinde!
Batı Trakya Türk azınlığının eğitim haklarına vurulan bu darbenin gerekçesi öğrenci sayısının yetersiz olmasıymış! Oysa anadili, soyu sopu Türk olan bir yerden söz ediyoruz! İlk günlerde kimsenin sesi çıkmadı bu karara, neden sonra Dışişleri Bakanlığı sıradan bir tepki gösterdi. Eğer Ankara, üstelik Lozan Barış Antlaşması'nın 103. yıldönümü öncesi daha üst perdeden tepki vermezse ata toprağına kara bulutlar çöker. Türkçe unutulur, dil unutulunca da kültür kaybolur. O yüzden cumhurbaşkanı mı devreye girecek, Yunanistan Büyükelçisi Bakanlığı mı çağrılacak, nota mı verilecek bir an önce derhal düğmeye basmak zorunda Türkiye.
ENFLASYON ATEŞİ!İktidarın ekonomi politikasını savaş mı çarptı, sıcak mı bilinmez, ABD Doları'nın 47.2 bandını aşması piyasaları körükledi. TÜİK istediği kadar törpülesin akaryakıttaki zam furyası temmuz enflasyonunu yüzde 3'lerin üzerine çıkarmış durumda. Merkez Bankası bile yüzde 9 olarak olasılıklandırdığı 2026 beklenti enflasyonunu yüzde 30 olarak yeniliyorsa piyasadaki gerçek artışı siz düşünün çarşıya pazara çıkan insanlar olarak. Yazın ortasında domatesin kilosu 50 TL sınırında, patates-soğan 100 TL bandını aştı, en ucuz kiraz 150 TL. Gerçekten Türkiye büyük bir ekonomik çıkmazda. Sakın ola ki "Ülkede kriz olsa, kahveler, restoranlar müşteri rekoru kırmaz" diyenlere inanmayın, Yunanistan 2004 yılı sonrası battığında, kahveler gecenin bir yarısına kadar adam almıyordu; hatta konu sosyolojik açıdan incelendi ve bu saman alevi canlanmanın bir tür, "kendini kandırma" olduğu bilimsel olarak doğrulandı.
TBMM'de en düşük emekli maaşına yapılan 3552 TL'lik artışa gelirsek kendi maaşlarını 310 ve 550 bine oybirliğiyle taşıyan milletvekilleri, ülkenin nedeyse yarısını 23 bin 500-28 bin TL arasındaki yoksulluk ücretine mahkûm ediyorsa kimse kusura bakmasın onlar emekli ve asgari ücretlinin "vekili" olamaz!
PEKİ YA TATİLYaz tatili artık erişilmez bir noktada. Asgari ücretliler için sadece adı vardı, şimdilerde orta direk de deniz-güneş-kuma uzaktan bakıyor! Geçen yıllarda hane gelirinin sadece yüzde 17'si ile tatile çıkabilenler artık bu oranın iki mislini ödemek zorunda. Yerli turistin tatil macerasını ayrıntılı olarak incelersek ulaşım, konaklama, yeme içme ve günlük plaj kullanımı cep yakıyor. Ege kıyılarındaki özel plaj giriş ücretlerinin kişi başı 1000 TL'den başlayıp 10 bin TL'ye ulaşması, tatil bütçelerini felç eden en büyük etken! Ayrıca yerel yönetimlerin, turistten çok, oy potansiyeli varsayımıyla işletmecileri koruması ve devletin denetim mekanizmalarını işlet(e)memesi fiyatlardaki başıbozukluğun bir nedeni. Kemer, eşme ve Alaçatı ile Bodrum freni patlamış kamyon gibi! Bu beldelere giden bin pişman dönüyor!

31