Görme engelli bir öğretmen, 14 yılı aşkın kamu hizmeti sonrasında, sınıflardaki şiddet olayları ve güvenlik endişeleri nedeniyle Sağlık Bakanlığı'na geri dönmek istediğini belirtiyor. İsteminin gerekçesi engel durumunun eğitim ortamında oluşturduğu zorluklar olmasına rağmen, peki bu durum kurumlar arası geçişte istisna yaratmaya yeterli bir gerekçe midir?
Sayın Feridun Ağabey, öncelikle köşeniz aracılığıyla bizlere dert ortağı olduğunuz için teşekkürlerimi sunarım. Ben İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 2010 yılı mezunu bir öğretmenim. Aynı zamanda %100 görme engelli bir vatandaşınız olarak, çalışma hayatında her zaman azimle var olmaya, engel tanımadan hizmet etmeye gayret ettim.
Kariyer yolculuğum 15.12.2011 tarihinde, Sağlık Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne memur olarak atanmamla başladı. Ancak asıl mesleğim olan öğretmenliğe duyduğum özlemle, 22.05.2014 tarihinde Millî Eğitim Bakanlığı kadrosuna geçiş yaptım.
Hâlen ismini size bildirdiğim bir Anadolu Lisesi'nde görev yapmaktayım. Feridun Ağabey, mesleğimi ve öğrencilerimi çok sevmeme rağmen, okullarımızdaki şartlar benim gibi özel durumu olan bir eğitimci için gitgide zorlaşıyor. Sınıflarımız en az 30 kişiden oluşuyor. Takdir edersiniz ki; son yıllarda okullarda artış gösteren bazı şiddet olayları ve güvenlik endişeleri, görme engelli bir öğretmen için bu kadar kalabalık ve hareketli bir ortamda kontrolü sağlamayı hem kendi güvenliğini hem de öğrencilerinin emniyetini korumayı imkânsız hâle getiriyor.
Bugün itibarıyla devletime tam 14,5 yıl boyunca sadakatle hizmet etmiş, tecrübeli bir memurum. Yaşadığım bu güvenlik kaygıları ve engel durumumun getirdiği zorluklar sebebiyle, daha huzurlu ve verimli hizmet verebileceğim eski kurumuma, yani Sağlık Bakanlığı bünyesine geri dönmek istiyorum.
14 yılı aşkın emeği olan bir kamu personeli olarak; yetkililerin sesimi duymasını, özel durumumun ve güvenlik endişelerimin göz önüne alınarak tarafıma bir inisiyatif tanınmasını istirham ediyorum. Kurumlar arası yeniden geçiş imkânı sağlanması, benim için bir can suyu olacaktır. Sesimi duyurmamıza vesile olduğunuz için şimdiden minnettarım Feridun Ağabey. Selam ve saygılarımla...
Muhammet Ekinci
"Sen benim çocuğuma nasıl karışırsın!"
Küçükken köyümüzde herhangi bir yaramazlık yaptığımızda, köyden herhangi bir büyük kimse görse, buna mâni olurdu. Yaptığımız fiiliyatın köyün geleneğine göreneğine örf ve âdetlerine uymayan durumlarda ya kızardı ya da duruma göre tabiri caiz ise kulağımızı çekerdi. Bu böyle olduğu için de evden kimse o büyüğe karşı "vay sen kimsin de benim çocuğuma karışırsın" demezdi. Hatta o büyüğün bu ikazları yapmakta iyi yaptığını dile getirirlerdi. Biz de çocukluğumuzda bütün büyüklerimizin bizim için doğal bir öğretmen, doğal bir müfettiş doğal bir aile büyüğü olduğunu hesap ederek davranırdık.
Öğretmenimiz yine aynı şekilde sınıfta çocuklar üzerine otoritesini kurar hiçbir çocuğun velisi de gelip sen benim çocuğuma nasıl böyle davranırsın demezdi.

4