Bedava nefes alıyoruz. Bedenî ihtiyaçlarımızı ve rızkımızı temin etmek için hiç durmadan çalışıyoruz. Her gün yaşadığımız hayattan zevk ve keyif almak, maddi olan isteklerimize bir şekilde kavuşmak istiyoruz.
Lakin kontrolümüzde sandığımız hayatımızın, aslında bizden istenildiği gibi bir yaşantıya yönlendirildiğini fark etmiyoruz. Dünyamızda yaşanan olaylara karşı daha az duyarlı, hatta duygusal anlamda tepkisiz veya umursamaz hâlimizle bu çağda normal bir insan olduğumuza inandırılıyoruz. İstisnalar hariç; bunu düşünecek ne zamanımız var ne de bunu bize hatırlatacak, bizim dışımızda farklı hayatlar var.
Hayatımızı kolaylaştırdığımız rahat ve mutlu olduğumuz düşüncesi hipnoz yoluyla uyuşturulmuş zihinler gibi verildiği için aksini düşünmek aklımıza bile gelmiyor.
Dijital ve teknolojik mutluluk(!) tuzaklarından kurtulmadan, uçurtma misali bize kurdurulan dünyevi hayallerin o yüksek irtifasındayken, etrafımızda neler oluyor, ne hâldeyiz diye insan olarak insani değerlerimizin neresindeyiz, neleri kazanırken neleri kaybettik fark etmemiz zaten mümkün değil.
Yaşadığımızı sandığımız güzel hayatımız(!) ve kişisel zevklerimiz elimizden alınmadığı, dara düşmediğimiz müddetçe bu hâlimizden hiç endişelenmiyoruz.
Kendimize ait kırmızı çizgili konfor alanımızda, rahatımızı bozacak her şeyden ve herkesten uzak yaşamak ne kadar doğru Acaba bazen çok bencil bir hayat mı yaşıyoruz
Oysa cevabı çok basit. Yaşadığımız dünyada insanların güvensiz, çaresiz, yokluk ve yoksullukla baş etmeye çalıştıklarını hatırladığımız, hatta ülkelerindeki savaştan dolayı bırakın açlığı, susuzluğu; ölmemek için hayatta kalma mücadelesi veren bu insanları önemsediğimiz, kendi isteklerimizi erteleyip onlar için bir şeyler yaptığımız ve yardım edebildiğimiz kadar insanca yaşıyoruz.
Onlar sadece bir yardım elinin uzanmasını bekliyor. Karınlarını doyuracak günlük bir yemek, ulaşamadıkları ya da kirli su kaynaklarının yerine temiz bir su kuyusu istiyorlar. Çıplak ayaklarına bir ayakkabı, yırtık pırtık, eski giysiler yerine temiz bir elbise istiyorlar.
Oysa bizler her gün yiyeceklerimizin, içeceklerimizin ve de kıyafetlerimizin ihtiyacımızdan çok daha fazlasına sahip olduğumuzu düşünmüyoruz bile...
Dünyamızda ihtiyacı olan böyle insanlar varken gayet rahat ve umursamaz bir hâlde yaşayabiliyoruz.
Madenci-İzmir
Kitap yazma düşüncesi olanlara biraz bilgi
Kitap yazma düşüncesi olanlara biraz bilgi sunayım. 2010 yılında otomotiv elektroniği konulu 460 sayfa, hacimli bir teknik kitap hazırladım. Bunun için 2 yıl kadar emek sarf ettim. Eseri verdiğim yayınevi 2000 adet baskı yaptırdı. Kitabı 14 TL (yaklaşık 12 dolar) okurlara sundu. Yüzde 10 telif hakkı verilecekti. 12-24 ay sonra tarafıma, alacağımdan yüzde 17 stopaj vergisi kesintisi yapılarak 2300 TL kadarlık bir ödeme yapıldı. Aradan 16 yıl geçti. Kitap şu anda hâlâ basılıp okurlara sunulmaya devam ediyor ve piyasadaki fiyatı 800-1000 TL arasında değişiyor.
Ancak, yayınevi() "Hakkınızı aldınız" diyerek hiçbir şekilde yeni ödemeler yapmıyor. Böyle bir hukuksuzluk ortamında kimse kitap yazmaz. 3 yıl kadar önce Kültür Bakanlığına dilekçe verdim. "Eserimin yeni baskılarının yapılmasını engelleyiniz, bandrol vermeyiniz" dedim ama netice alamadım. Bu ülkede 2 binden fazla yayıncı var. Bunların belki de yüzde 10'unun dürüst olduğu kanısındayım.

11