Siyasi iletişim eğitiminde çarpıcı ve kolay anlaşılır olsun diye verilen, bence hayli ilkel bir örneği, buraya almak istiyorum. Deniyor ki:
"Politikacı, Evet derse Belki demekmiş. Belki derse Hayır demekmiş. Hayır derse politikacı değilmiş..."
Siyasi Doğruculuk ve Devlet Aklının son en iyi örneklerinden birini Sayın Cumhurbaşkanımız verdi. Ne dedi.. "Venezuela halkının yanındayız!" İletişim okuması yazması olmayanlar, hiç 'fazla bir şey' söylemeden 'çok şey söyleyen' bu kısacık cümleyi anlamakta zorluk çektiler...Ancak onlar Trump'ı da 'okuyamıyorlar' zaten... ABD darbesi sonrası yemin eden kendi kuklalarından Deloy Rodriguez'e "Seni de alırız ha!.."dan tutun, NATO ülkesi Danimarka'nın toprağı olan Grönland'e el koyacağını beyan etmesinden geçin, Kanada'yı 50'nci ABD vilayeti yapacakları iddiasına ve İran'ı 'tepeleyeceklerini' ilan etmesine kadar Siyasi Doğruculuk adına yapılacak bütün kusurlu hareketlerin hepsine birden bulaşması; dünya siyasi iletişim tarihine bir kırılma noktası olarak düşecektir...Aynı tarihe bir not da "Önikna sürecinde yeni aşama" olarak düşülecektir sanırım... İkna (Persuasion) kitabının yazarı Robort Cialdini'nin sonradan çıkardığı Önikna (presuasion) adlı eserinde değindiği, bu örnekten yola çıkarak, kamu oyunu ve sosyal paydaşları darbe fikrine alıştırma sürecinin tarihteki en iyi örneği Hitler'in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels idi. Avustarya'ya saldırmadan önce yürüttüğü "Detschland in zwei geteilt Nie!" ("Almanya'nın ikiye bölünmesi Hiçbir zaman kabul edilemez!") sloganlı kampanya ve Avusturya'nın Almanya'ya eklemleneceğinin ifade edildiği "Anschlu!" adını verdiği siyasi propaganda süreci, üniversitelerde hâlâ tez konusu olabilmektedir...Bugün belgeleriyle kanıtlanmakta. ABD, dünyanın dört bir yanında yönettiği darbelerde her zaman önceden ayarlanan yandaş kolluk kuvvetleri, medya, sarı sendikalar, belli iş çevrelerini harekete geçirerek, kendi resmi ifadesiyle bunlardan "sponsor" olmalarını talep ederek oluşturduğu siyasi, ekonomik, sosyal kaos ortamıyla önikna sürecini harekete geçiriyor... Venezuela'da olduğu gibi...Mersin'e ve tersine gidenler...
Ünlü laftır; "Herkes gider Mersin'e biz gideriz tersine!"...
Türkiye'de özellikle kadınlar -belki büyük kentlerimizdeki bazı erkekler de- kendi aralarında ikiye ayrılıyorlar: Vücutlarına irili ufaklı estetik (!) müdahale yaptıranlarla, her türden değişikliği reddedenler... Buna saç ektirmeyi, minik botoks dokunuşlarını da katarsınız, ülkemizde ciddi bir rakama ulaşıyorsunuz...
Bir de bu işin iletişim süreci var... O da insan sağlığına ne kadar faydalı olduğuna bakılmaksızın hayli başarılı bir şekilde yürütülüyor... Şapka çıkarmak lazım...

6