Yazar, adalet algısının olgunun önünde geldiğini ve halkın yüzde 74-84'ünün sisteme güvenmediğini belirtip, Adalet Bakanı'nın yeni reformlarını ve İçişleri Bakanı'nın güvenlik paradigmasını olumlu karşılamaktadır. Ancak bu yapısal iyileştirmelerin başarısının, medya kampanyaları ve tutarlı iletişim stratejisi olmaksızın mağdur ailelere ulaşamayacağını iddia etmektedir. Bakan Gürlek'in Gülistan Doku dosyasını açıkça dile getirmesi ve Tunceli Savcısı Ebru Cansu'nun duygusal iletişimi önemli başlangıç olsa da, gerçek başarı ne zaman görülecektir?
Ne kadar tekrarlasak yeridir... "Algı, olgunun önündedir. Siz isterseniz dünyanın en adil sistemini kurun, eğer o sistemin işlediğini halkın kalbine ve zihnine mühürleyemezseniz, okyanus ötesinden fonlanan 'endeks masaları' gelir, sizin adalet karnenizi masa başında dolduruverir." (Bkz. 16.11.2024, Yeni Şafak Gazetesi, "Adalet algımızı 'kim' yönetiyor" başlıklı yazımız)... Eğer algıyı (realiteyi, gerçekliği), usulü veçhile yönetemezseniz, olgunun (hakikat, gerçek) arka planda kalmasını engelleyemez, "Algı olgunun önüne geçiyor!" diye sızlanır durursunuz...
Bilindiği üzere geçen yıl yapılmış 2 büyük araştırmanın ikisinde de Türkiye'de insanların yüzde 74-84 oranlarında adalet sistemine güvenmedikleri ortaya konulmuştu.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Ceza İşleri Genel Müdürlüğü" bünyesinde 7 yeni daire başkanlığı kurulduğunu açıklamış. Söz konusu başkanlıklar; suç tiplerine göre organize edilen, veri ve uzmanlık temeline dayanan, adımların gecikmesini önleyen yeni adalet yapısının mihenk taşları olarak tanımlanıyor.
Gürlek'in, "ihtisaslaşma aşaması"na işaret eden yeni dönemde hedefinin; toplumun sinir uçlarına dokunan, cezasızlık ve geç gelen adalet algısını besleyen yaralara neşter vurmak olduğu tespit edilebilir.
Adalet mekanizmasındaki bu yapısal dönüşümün, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin açıkladığı "Yeni Güvenlik Paradigması'" ile bir eş güdüm içerisinde olduğu gözlemlenebilir. Bakan Çiftçi'nin, suçu doğmadan önleme vizyonuyla duyurduğu strateji; yalnızca sokaktaki asayişi değil, siber devriyelerden okul çevrelerindeki 'tam koruma' kalkanına kadar güvenliğin her katmanını tahkim eder nitelikte.
Suçun kaynağına inen yapay zekâ destekli analizler ve 32 binden fazla ruhsatsız silahın toplanmasıyla güçlendirilen önleme refleksi, sadece mahkeme salonlarıyla sınırlı olmayan adalet duygusunun tatmin edilmesiyle sonuçlanabilir.
Öte yandan bağımlılıkla mücadeleyi "millî güvenlik meselesi» olarak tanımlayan Bakan Gürlek, toplum vicdanındaki en derin sızıların üzerine gidilme kararlılığını da ortaya koyuyor.
Gülistan Doku dosyasını bizzat dile getirmesi, kurumsal kapasiteyi bu yöne kanalize etmesi güçlü bir başlangıç gibi görülebilir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu'yu da anmakta yarar var.
Adalet sistemi konusunda algının, olgunun önüne geçmesindeki en önemli etkenlerden birinin bu alanda iletişim yapılamaması olduğunu çeşitli vesilelerde ifade etmeye çalışmıştık. Gördüğümüz kadarıyla ilk kez bir savcı, bir medya organına bu boyutta açıklamada bulunuyor, dosyanın teknik detaylarından öte, insani, duygusal yanına da dokunuyor... Bu yolla yürütülen iletişimin toplum vicdanı üzerindeki olumlu sonuçlarını da hep birlikte takip ediyoruz...
Sayın Bakanın "Türkiye Yüzyılı'nı Adaletin Yüzyılı kılacağız" şeklindeki ifadesi de hayli iddialı.
Tüm bunlar son derece olumlu olsalar da hâlâ gidilecek yol var... Özellikle de iletişimin '3C' kuralını oluşturan unsurlardan ikisinde; 'consistency' ve 'continuity', yani tutarlılık ve süreklilikte...
İki bakanlığın çalışmalarının sonuçları, mağdur ailelerin hikâyeleriyle, adaletin tecelli ettiği somut örneklerle halka anlatılabilmeli. Bunun için de iletişim aksiyonları ve kampanyalar devreye alınmalı, iletişim meydanları boş bırakılmamalı...
Şikâyeti olan Apo ağabeyimizi arasınİstanbul Erkek Lisesi'nden 3 sınıf büyüğüm, bu nedenle de 'dünya ahiret ağabeyim' Abdullah Kiğılı (Nam-ı diğer Apo) aradı: "Sizin vakıftan arkadaşları topla gelin. Bir öğle yemeği yiyelim" ...

6