'Mutlak Butlan'ın 3 boyutu...

Ali Saydam
Bugün
10

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin verdiği Karar'ın siyasi, ahlaki, ekonomik ve sosyal boyutlarını TV'lerde uzmanları enine boyuna tartışıyorlar. Biz de ilişki ve iletişim yönetimi açısından bakmaya çalışalım.

Konunun 3 boyutu hemen beliriveriyor. 1'incisi, kamu diplomasisi boyutu. Yani, mevcut iktidarın yıllardır uyguladığı yerli, millî, ulusal egemenlikten, dekolonizasyondan yana, vicdan odaklı politikadan mutazarrır dış güçlerin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve hükûmete karşı, kendi ülkelerinin halkları nezdinde yürüttükleri İslamofobik kampanyanın uzantısı olan yaklaşım.

Örneğin, New York Times'ın (NYT) başlığını gördüğümüzde hiç şaşırmadık... Uluslararası yayıncılığın amiral gemilerinden olan gazete, CHP davasındaki son gelişmeleri aynen şöyle vermiş: "Bu karar Erdoğan'ın, kendisine yönelik siyasi tehditleri ortadan kaldırmayı ve Türkiye'nin en üst düzey siyasetçisi olarak görevine daha uzun süre devam etmesine izin vermek istemeyenler arasında kaos yaratmayı amaçladığı bir dizi yasal hamlenin sonuncusu."

Türkiye'yi aşağılayan bu yaklaşım sadece NYT ile sınırlı değil; Avrupa medyasında da benzer ifadeler var. Ezberledikleri kavramlar hep aynı: "Otoriter rejim, anti-demokratik yönetim, muhalefeti susturma çabası". Gerçeklerin üzerini bu klişelerle örtmeye çalışıyorlar.

The Financial Times demiş ki: "Türkiye'de mahkeme muhalefet liderini görevden aldı"... Reuters'inki daha da agresif: "Erdoğan'ın rakiplerine son darbesi"...

Ortada o kadar net bir hukuki durum var ki; hükûmetin bu meselede en ufak dahli yok, taraf bile değil. Dava konusu, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı ve 21. Olağanüstü Kurultayı'nın iptali talebi. Davayı açan, CHP eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş...

Durum son derece açıkken, Batı basınının böyle başlıklar atması basit bir gazetecilik hatası olarak geçiştirilemez. Bu, Türkiye'nin uluslararası alanda tezlerini çok daha agresif ve profesyonel savunması gerektiğinin apaçık işaretidir. İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran ve Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisi ve Stratejik Araştırmalar Başkanı Dr. Polat Safi kardeşlerimize büyük iş düşüyor. Çünkü olay artık bir iç hukuk meselesi olmaktan çıkmış, Türkiye'ye karşı uluslararası algı operasyonuna dönüştürülmüştür.

Gelelim meselenin 2'nci ve hayli can yakıcı boyutuna... Mahkemeye sunulmuş kapı gibi MASAK raporları ve diğer davalardaki tespitler söz konusu. Karşımızda, CHP'nin içine düştüğü suistimal, irtikap, rüşvet ve her türlü melanetin havada uçuştuğu korkunç bir tablo var. Mutlak butlan kararının, buzdağının sadece iğne ucu kadar görünen küçük bir noktası olduğu anlaşılıyor.

Siyasal iletişimin altın kuralıdır: Algılar gerçektir, çünkü insanlar ona inanırlar. Hedef kitlenizin zihninde 'kendi içinde kavgalı' bir algı inşa ettiyseniz, ağzınızla kuş tutsanız o algıyı yıkmakta zorlanırsınız. Fatih Altaylı ne demişti: "Bıktım ben bunlardan. Cumhuriyet'i Atatürk kurmuş! Bunlar var ya, saat bile kuramazlar."

Meselenin 3'üncü boyutu ise Özgür Özel ve ekibinin pervasız, hukuk tanımayan başkaldırısıdır. Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararına karşı "Bu karar benim için yok hükmündedir, binadan da odamdan da çıkmıyorum" demiş.

15 yaşında bir oğlumuz var. Yasalara saygılı olması, hukukun üstünlüğüne inanması için eğitmeye çalıştığımız evladımıza bu durumu nasıl izah edebiliriz Yarın dönüp, "Ülkeyi yönetmeye talip bir partinin lideri mahkeme kararını takmıyorsa, ben niye yasalara uyayım" derse ne cevap vereceğiz

Türkiye'nin gelecek tasarımına sahip çıkmaya soyunan bir siyasi partinin liderinin özellikle gençlere fikir, hâl ve tavırlarıyla örnek ve önder olma görevi yok mudur Türkiye ve dünyanın meseleleriyle ilgili somut fikirleri olmadığını biliyoruz. Hiç değilse, hâl ve tavır olsaydı...