Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan, Türkiye'nin en eski siyasi partisi...
Simgesi, Kemalizm'in temel ilkeleri olan Cumhuriyetçilik, Devrimcilik, Laiklik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Devletçiliği temsil eden Altı Ok...
1923'te siyasi, kültürel, sosyal ve ekonomik reformların uygulanmasında temel araç olması amaçlanmış bir parti... Ulvi hedeflerle yola çıkmış, Cumhuriyet'i kuran parti olarak büyük mana ve itibar sahibi...
Sonrası...
1950'den bu yana tek başına iktidar yüzü görmemiş, hizip kavramıyla özdeşleşmiş bir parti...
Yıl 2026...
Kurucu manasından uzaklaşmış, hukuki ve siyasi kaos sarmalında, kriminal olaylarla anılarak birbirine girmiş bir parti...
Suç örgütü kurmak ve yönetmek, rüşvet almak, irtikap, ihaleye fesat karıştırmak, nitelikli dolandırıcılık ve kişisel verileri hukuka aykırı kaydetmek gibi ciddi suçlardan yargılanan içeridekilerin ve onları destekleyenlerin "Darbeci, hain, yargı kolları başkanı, kukla ve dahili bedhah kayyım!" diyerek genel başkanlarına hakaret ettikleri parti...
Peki, nasıl oldu da Cumhuriyet Halk Partisi böylesi bir yokluğun, savruluşun ve manasızlığın öznesi hâline geldi
Bireysel Psikoloji ve Derinlik Psikolojisinin (Individual Psychologie, Tiefenpsychologie) kurucusu Alfred Adler, insanın en temel güdüsünün bir "Amaca yönelmek ve toplumla bütünleşmek (toplumsallık duygusu / Gemeinschaftsgefühl)" olduğunu söyler. Adler'e göre bir yapı ya da birey, gerçek potansiyeliyle topluma fayda sağlayamadığında ortaya çıkan aşağılık kompleksini, sahte bir "üstünlük çabasıyla" yani çatışmayla, hırçınlıkla telafi etmeye çalışır.
Halkla sahici bir bağ kurarak iktidar olma amacını, varoluş nedenini, manasını ve toplumsallık duygusunu yitiren parti, kendi içinde bir iktidar savaşına tutuşmuş durumda. Tüm bunlar, CHP'yi yapıcı bir toplumsal güç olmaktan çıkaran, Adler'in altını çizdiği aşağılık kompleksinin kurumsal alametleri olarak tarif edilebilir.
Simon Sinek'in ünlü "Altın Çember" teorisi net bir kural ortaya koyar: Başarılı organizasyonlar, Ne yaptıklarından ya da Nasıl yaptıklarından önce, Neden var olduklarını bilmelidirler. Sinek'e göre Neden (Why), bir yapının varoluş gerekçesidir, inancıdır, ruhudur. Bizim en sevdiğimiz deyişle manasıdır...
Sinek'in uyardığı gibi: "İnancını (manasını, varoluş nedenini) kaybeden yapılar, manipülasyon ve kaostan beslenmeye mahkûmdur."
İtibar, tutarlılık gerektirir. CHP'yi kuran iradenin saygınlığı ile bugünün vandalist üslubu arasındaki o derin uçurum mana kaybının ta kendisidir.
1923'te müthiş bir vizyon ve adanmışlıkla, Osmanlı'nın küllerinden bir cumhuriyet var eden o "Altı Ok", bugün kendi içindeki kirliliklerin, rüşvet iddialarının ve iktidar savaşının hedefi hâline geldi.
"Dilimizde tüy bitti" desek yeridir: İktidar, en baskıcı diktatörlükten mutlak monarşilere kadar her yönetim şeklinde vardır. Oysa cumhuriyetin, demokrasinin asıl temel güvencesi iktidar değil, muhalefettir.
Muhalefet, ülkenin denetim gücüdür. İktidarın gücü suistimal etmesini engellemek ve şeffaflığı sağlamak en temel görevidir. Sadece eleştirmekle değil, "Biz olsak nasıl daha iyi yapardık" sorusuna somut, inandırıcı projelerle yanıt vermekle yükümlüdür.
İktidar ülkeyi yönetir ama muhalefetin kalitesi demokrasinin seviyesini belirler.
Gelin görün ki, ana muhalefet partisi CHP'nin içinde bulunduğu durum, Sayın Cumhurbaşkanı'nın altını çizdiği gibi başta demokrasi olmak üzere gelecek tasarımına etki eden tüm siyasi kavramları hasarlamaktadır...
Genel Birincilik Ödülü Tuy Tran Van, "Fishing Net" - VietnamSanata dönüşen Anadolu ruhu ve alın teriSanatın duygularımızı tazelemek ve bizi özümüzle, ruhumuzla buluşturmak için harika bir köprü oluşturduğuna, "Yaşama Sanatına" hizmet ettiğine (B. Brecht) inananlardanız. Tam da böyle, ruhumuza dokunan bir sergideydik.

26