Tıbbiyeli ruhunun millî mücadeleyle harmanlandığı, beyaz önlüğün sadece bir kıyafet değil, bir adanmışlık nişanına tekabül ettiğine işaret eden 14 Mart Tıp Bayramı münasebetiyle hekimlerimizi ve tüm sağlık çalışanlarımızı, en kalbi duygularımızla kutladık.
Osmanlı'nın ilk modern tıp okulu Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire'nin 14 Mart 1827'deki açılışından sonra işgali protesto eden tıbbiyeli öğrencilerin 14 Mart 1919'da yaptıkları yürüyüşte ortaya koydukları vatanseverlik duygusunun ifadesi olarak, sadece mesleki bir kutlama değil, istiklalin de sembolü olarak kabul edilmiş.
Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) ve Sağlık Bakanlığı'nın yayınladığı "Sağlık İstatistikleri Yıllığı"ndaki verilere göre Türkiye bugün, sağlık hizmetlerine erişim hızında adeta bir dünya rekoru kırmış.
85 milyonluk memleketimizde, hekime müracaat sayısı 1 milyar 47 milyona ulaşmış. Yani; bir vatandaşımız yılda ortalama 12,2 kez doktora gidiyormuş. "OECD Health Statics 2025" verilerine göre OECD ortalaması 6 - 7 civarında. Hekim başına düşen hasta sayısı, bizde 4 bin 367, OECD rakamı 1.532. Demek ki, bizde hekimlerimize ve sağlık sistemimize aşırı yüklenme söz konusu. Ülkemizdeki başvuruların yüzde 80'i kamu olmak üzere toplam 580 milyon kişi hastanelerde hizmet alıyormuş. Hafif şikâyetlerde önce aile hekimine başvurarak sistemi korumakta yarar var. Unutmayalım ki, gereksiz her müracaat acil müdahale bekleyen vatandaşın hakkını gasp etmektir.
Öte yandan; tecrübe edenlerden dinlediğimiz kadarıyla, Avrupa'da sağlık sistemi can çekişiyormuş. MR randevusu için aylar sonrasına gün alınması bile mucize sayılıyormuş. Türkiye'de ise sistem bir yılda 1 milyardan fazla müracaatı eritiyormuş. Cihaz başına düşen MR çekiminde de 18.898 ile dünya lideriymişiz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 14 Mart Tıp Bayramı vesilesiyle yaptığı konuşmadaki ulusal gelişim rakamları da çok çarpıcı. 2002 yılında 379 bin olan sağlık çalışanı sayısı; yaklaşık 4 kat artışla 1 milyona çıkmış.
Son 23 yılda mevcut hastanelerin yüzde 80'ini yenilenmiş veya yeniden inşa edilmiş. 794 yeni hastane devreye alınmış. 2002'de sadece 58 olan MR sayısı 1.063'e, bilgisayarlı tomografi sayısı ise 323'ten 1.400'e yükselmiş.
Bu rakamlardan hareketle Sağlık Bakanlığı yetkililerine bir iletişim şerhi düşüyoruz: Ne yazık ki, bu muazzam Avrupa'da çöken, Türkiye'de yükselen sağlık sistemi gerçeği; ne ulusalda algı yönetimi başarısına dönüşebiliyor ne de uluslararası arenada.
Dünya, başarımızı bizden daha iyi görüp şifa aramaya geliyor, biz ise bunu dünyaya anlatmakta hâlâ çekingeniz. Böylesi bir başarının, küresel bir iletişim stratejisiyle taçlandırılamaması büyük eksiklik...
Artık turistlere sadece deniz-güneş satmıyoruz. "Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. (USHAŞ) 2024 Faaliyet Raporu"na göre, 1 milyon 506 bin yabancı hasta 3 milyar 22 milyon dolar harcamış. Yabancı bir hastanın bıraktığı katma değer, normal turistin tam iki katıymış. Bu da sağlık sistemimize ilişkin sadece ekonomik bir veri değil, Türkiye'nin uluslararası güven endeksine göndermedir.
Bu arada Times Higher Education (THE), yaptığı değerlendirmede Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni Türkiye'nin en iyi tıp fakültesi seçmiş. Bu sonucun elde edilmesinde katkıları büyük olan kahramanlara selam olsun.
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin temellerini atan ve bu akademik itibarı inşa eden heyetin içindeki üç isim; İstanbul Erkek Lisesi'nden okul arkadaşlarım, kadim dostlarım; Prof. Dr. Mehmet Demirhan, Prof. Dr. Orhan Bilge ve Prof. Dr. Tarık Esen... Bu üç değerli hekimin de dâhil olduğu ekibin vizyonu, bugün Türkiye'nin dünya çapındaki akademik gururuna dönüşmüştür.

3