Her savaşın simgesi hâline gelmiş bir fotoğrafı mutlaka vardır. Vietnam'da, napalm bombası sonrası dehşet içinde ağlayan çıplak kız çocuğu… Mülteci kampındaki keskin yeşil gözlü Afgan kızı… Gazze'de hastane morgunda beş yaşındaki yeğeninin örtülü cesedini kucağında tutan kadın… İran'da ölen kız öğrenciler için yan yana açılmış mezarlar…
Bu karelerin hepsi farklı coğrafyalarda ve farklı yıllarda çekilmiş. Ancak hepsinin arkasındaki odak; "Demokrasi getireceğiz" vaadinin arkasına saklanan ve sonunda dünyaya kan ve gözyaşı getiren Amerika Birleşik Devletleri!
Mesele fotoğraf değil; mesele, o karenin arkasındaki!
Savaşın bile ahlaki kuralları olduğunu düşünenler yine yanıldılar. 28 Şubat'ta, yani İran'a yönelik saldırıların daha ilk gününde; vicdan, Washington koridorlarında yapay zekâya kurban edilmiş.
İran'ın Minab şehrindeki öğrenci katliamından bahsediyoruz.
Meseleyi, eski ABD deniz piyadesi ve istihbarat subayı Scott Ritter'ın dehşet verici açıklamalarından takip ediyoruz. (https://url-shortener.me/H0EV) Ritter, 1991 ve 2003 Irak savaşları öncesi hedef belirlemiş, Rusya'da nükleer savaş başlıklarının sökülmesini denetlemiş; yani sistemi avucunun içi gibi bilen bir isim.
Onun son günlerde (1-5 Mart 2026) aktardığına göre, İran'ın Minab şehrindeki katliam, bilinçli bir denetimsizlik ürünüymüş.
Olay şöyle gelişmiş… Veri birleştirme platformları geliştiren yazılım şirketi Palantir Technologies Inc.'in yapay zekâ programına şu talimat verilmiş: "Devrim Muhafızları'na ait, füze depolamak için kullanılabilecek büyük binaları hedef al!"
ABD'nin Savaş Bakanı Pete Hegseth de sivil hedef kontrolü yapılmasını öngören protokolleri "woke kültürü" diyerek çöpe atmış.
Bilindiği üzere 'woke', ABD'de önceleri sol düşünceye yakın olanlar tarafından toplumu uyandırmak, adaletsizliklere karşı çıkmak için kullanılmış. Sonradan aşırı sağın, liberalleri aşağılama ifadesi hâline dönüşmüş.
Yapay zekâ ile ABD'nin Savaş Bakanı'nın kararları sonunda 2016'dan beri okul olduğu kayıtlarda sabit olan Minab'daki bina hedef seçilmiş.
Ritter'ın donanmadaki aktif görevli arkadaşlarından aldığı bilgiye göre, savaşın ilk dakikalarında beş Tomahawk füzesi fırlatılmış. İkisi iki ayrı depoyu, biri hastaneyi ve dördüncüsü de okulu hedef almış. İlk saldırı sonrası okuldaki çocukların çoğu kurtulmuş, okul bahçesinde toplanmışlar. Radarda kalabalığı gören ABD subayları ise beşinci füzeyi çocukların üzerinde patlatmışlar. Termobarik etkiyle 170'ten fazla çocuk, veli ve öğretmen alev topu içinde kül olup gitmiş. Gelen tepkiler üzerine 7 Mart'ta sahneye çıkan Donald Trump'ın ise inkâr stratejisinden hareketle; "Biz yapmadık, İran kendi vurdu" diyerek yalanlarını sürdürdüğüne hep birlikte tanık olduk…
Hedef şaşırtma çabalarını boşa çıkaranlardan biri de Bellingcat imiş. Gerçekleri kontrol etme ve açık kaynak istihbaratı konusunda uzmanlaşmış ve Hollanda merkezli bir araştırmacı gazeteciler grubu olan Bellingcat, 3 gün önce yayınladığı raporunda, o füzelerin Amerikan Tomahawk'ları olduğunu açık ve net bir şekilde ortaya koymuş.
Scott Ritter gibi vicdanı sızlayan eski askerler ve Bellingcat gibi gruplar olmasa akıl, vicdan tutulması sonunda teknolojik vahşet olarak sonuçlanan bu olay dünyadan saklanacakmış.
ABD, İran'a uyguladığı zulmü yalanlarıyla unutturmak için ne yaparsa yapsın, kız çocukları için açılmış mezarların fotoğraflarını da o karenin arkasındakileri de asla unutturamayacak…
Su gibi aziz olsunlar!Devler ligindeki 9 binden fazla şirket arasından sıyrılıp üst üste 6. kez S&P Global'in "Sürdürülebilirlik Yıllığı"na girmenin, hele ki gıda kategorisinde Türkiye'yi temsil etmenin her babayiğidin harcı olduğu söylenemez. Su krizinin kapımıza dayandığı şu dönemde, küresel ölçekte yüzde 3'lük dilime girmek sadece bir başarı değil; toprağa, suya ve geleceğe duyulan sorumluluk anlayışının tescili olarak görülebilir.

3