Başlıktaki ifade "İsrail'in ipi kimin elinde" diye tamamlanıp, arkasından emperyallerin çıkarları sıralanabilir ama bizim bu sefer kastımız "İsrail'in ipiyle kuyuya inilmez!"...
"Ateşkes" ilan edilse, "Barış Planı" uygulamaya başlansa dahi, söz konusu İsrail olunca haklının, mazlumun, mağdurun duygu dünyasında güven, rahatlama ve umuda çok da fazla yer yok maalesef... Çünkü akıl, çünkü tecrübe bize bunu öğütlüyor... Bugün gelinen nokta; İsrail'in 'dini temelli' genişleme stratejisinde yalnızca bir 'aşama' olarak okunabilir... Hiçbir zaman gizlemedikleri 'master plan' bu değil mi zaten... İki yıl süren mezalimin sonunda; Gazze'nin toprakları küçülmüş, Suriye'nin zengin su kaynakları olan Golan Tepeleri'nin kuzeyi ele geçirilmiş, Katar, İran, Lübnan'a saldırılar düzenlenmiş... Yani master plana uygun hamleler yapılmış vaziyette...Gazze'ye yönelik işgal hareketi ve zulüm süreci nasıl 2 yıl önce başlamadıysa, İsrail istediğini elde etmeden ya da dünya bu işe sert bir 'dur!' demedikten sonra bitecek gibi de değil... O nedenle "Barış Planı" ile girilen dönemi, bir 'ara durak' gibi anlamakta ve tedbirleri ona göre almakta yarar olduğu kanaatindeyiz... Hani eskiler der ya; "Şuraya yazıyorum..." Şuraya yazıyorum; İsrail 2-3 sene durur gibi görünse bile, esas hedefinden ve onlarca yıldır süregelen genişleme politikasından vazgeçmeyecek. Sonrasında, doğrudan genişlemek, sözde barış tekliflerini de aracı kılmak üzere harekete geçecektir. Suç ortaklarını da unutmayalım; acaba kaç tanesi İsrail'in, Netanyahu ve Savaş Kabinesi'nin işledikleri 'insanlığa karşı suçlar' nedeniyle yargılanması için girişimlerde bulunacak, ya da bu yöndeki çabaları destekleyecekler...Öte yandan bu süreçte Türkiye'nin duruşu, tutumu gurur vericiydi... İlk günden itibaren Gazzelilerin yanındaydık... Dış politikamız ise politika ile pek de yan yana gelmeyen bir kelimeyle açıklanabilirdi: Onur... Onurlu politikamızdan ödün vermedik, Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere bakanlıklarımız, devletimizin ilgili tüm kademeleri ve seferber edilen STK'lar buldukları ya da kendilerinin oluşturdukları her platformda Gazzelilerin acılarını, İsrail'in uluslararası hukuka ve en çok da insanlığa düşman uygulamalarını anlattılar... Bunlar boş laflar değildirler... Türkiye'nin kararlı duruşunun, bu davanın peşini bırakmayacağının ve güvenilirliğinin en büyük göstergeleridirler... Zaten o yüzden Türkiye'nin varlığının ne denli kıymetli olduğunun altı çizilip duruyor... Bu sebeple Amerika Başkanı dostluk söylemleriyle Erdoğan'ı nereye oturtacağını şaşırmış durumda... Kara kaşımızdan kara gözümüzden değil, onurlu, istikrarlı, güvenilir politikalar sonunda bölgeler üstü bir güç olarak varlık gösterdiğimizden...İsrail'in de Batı'nın da çıkarlarının Gazze halkının yanında olmadığı kesin... Ancak unutulmasın ki; mazlum halklar için tek gerçek dost Türkiye var oldukça işleri hiç de kolay olmayacak...
Elle tutulmaz, gözle görülmez ama depolanabilirPolat Holding ve İş Enerji'nin ortak olduğu, yenilenebilir enerji sektöründe faaliyet gösteren Polat Enerji, Türkiye'nin en büyük rüzgâr enerji santrali olan Soma Rüzgâr Enerji Santrali (RES) sahasında kurduğu 4 MW / 4 MWh kapasiteli entegre Elektrik Depolama Sistemi (EDS) için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kabulünü tamamlamış.Konuyu biraz deştik... Elektrik depolama tesisleri, elektrik şebekesinin daha verimli çalışmasını, yoğun talep dönemlerinde elektrik kesintisi olasılığının azaltmasını, güç dalgalanmalarının dengelemesini ve acil durumlarda yedek gücün devreye sokulmasını sağlıyorlar. Özellikle güneş, rüzgâr gibi 'yenilenebilir enerji' kaynaklarının daha fazla kullanılmasını mümkün kılıyor, bunların değişken doğasını yönetmede önemli bir vazife üstleniyorlar. "

4