Yazar, Netanyahu'nun hukuki baskıdan kaçmak için Türkiye'ye karşı sistemli bir psikolojik savaş başlattığını, Gehlen tarzı böl-yönet taktiğiyle muhalefet partilerini hedeflemesini eleştirmektedir. Ancak TBMM'nin 2026 raporuyla Türkiye'nin bu operasyona karşı bağışıklık kazandığını ve tutarlılık ile adaletin itibarı koruma anahtarı olduğunu savunmaktadır. Netanyahu'nun uydurma iftiraları gerçekliği yaratmasa da, sosyal medya çağında propaganda mekanizmalarının Türk toplumunda ne kadar etkili olabileceği sorusu açık kalmıyor mu?
İsrail Başbakanı Netanyahu sosyal medya üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan, diplomatik nezaketi geçtik, akıl sınırlarını zorlayan bir mesaj paylaşmış: "Benim liderliğim altındaki İsrail, İran'ın terör rejimi ve onun vekilleriyle mücadeleye devam edecek; oysa Erdoğan, bu güçlere taviz veriyor ve kendi Kürt vatandaşlarını katlediyor."
Netanyahu'nun bu çıkışına, İsrail'in Güvenlik Bakanı Ben-Gvir ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da başka sosyal medya mesajlarıyla eşlik etmişler. Hatta Katz bir adım daha ileri giderek; Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Kemal Kılıçdaroğlu'nu etiketleyip Türkiye'nin iç siyasetine nifak tohumları ekmeye yeltenmiş.
İsrail cephesindeki bu ani ve dozajı kaçmış siyasi saldırganlığın perde arkasını anlamak faydalı olacaktır... İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Gazze'ye insani yardım taşıyan Küresel Sumud Filosu'na yapılan hukuksuz silahlı müdahale sonrası, aralarında Netanyahu'nun da bulunduğu 35 şüpheli hakkında iddianame düzenlemiş.
Yani karşımızda sadece siyasi bir figür değil; uluslararası hukuk ile insanlığın vicdanı önünde hesap vermesi söz konusu, köşeye sıkışmış bir isim var.
Hukuki kıskacın daraldığı anda, dikkatleri dağıtmak için dış düşman yaratma taktiği devreye girmiş gibi görünüyor. Nazi Almanyası'nda etnik ve dinî grupları birer 'patlayıcı' gibi kullanan ve iç hatları karıştıran Reinhard Gehlen gibi eski Nazi subaylarının taktiklerini aratmayan, muhtemelen onların fikrî dünyalarından etkilenerek hazırlanmış sistemli bir psikolojik savaş hamlesi ile karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.
Türkiye'nin stratejik düşünce dünyasında; ekonomi, tarih, jeopolitik ve istihbarat felsefesi gibi alanları birbirine bağlayan bütüncül bir bakış açısına sahip, sessiz ama etkili isimlerden biri olduğu ifade edilen Günhan Karakullukçu'nun dile getirdiği bir Gehlen gerçeği vardır.
Karakullukçu'ya göre; "1945 yılında OSS (Office of Strategic Services), CIA'e (Central Intelligence Agency) dönüşürken içine ciddi bir 'Nazi' ruhu ve personeli (R. Gehlen gibi) sızmıştır. ABD'nin ve bölgedeki müttefiklerinin bugün bile dünya ile ilişkilerini sürdürülebilir bir zemine oturtamamasının temelinde, bu 'zehirli mirasın' verdiği hasar yatmaktadır."
Netanyahu ve ekibi, bugün tam da Karakullukçu'nun işaret ettiği 'Gehlen tarzı' böl-yönet taktikleriyle, Türkiye'ye nifak tohumları ekmeye çalışıyor.
İletişimin her alanında geçerli olan şu tespiti sık sık hatırlamakta yarar var: "Gerçeklik, orada bizden bağımsız duran bir kaya parçası değil, bizim ona baktığımız açıdan yonttuğumuz bir heykeldir."
Netanyahu şu an eline keskiyi almış, kendi siyasi bekasını kurtarmak ve Gazze'deki soykırımı örtbas etmek için uydurma bir 'Erdoğan heykeli' yontmaya çalışıyor. Ancak bu heykel hakikatin değil, sıkışmışlığın ve çaresizliğin eseridir.
Stratejik iletişimde "Her şeyi görüyorum" diyen yanılıyordur; zira bakış açısının olduğu her yerde kaçınılmaz bir kör nokta vardır." İsrailli bakan Katz'ın kör noktası ise Türk muhalefetidir. Muhalif isimleri etiketleyerek millî meselelerde bir çatlak oluşturabileceğini sanması, Türk siyasetinin genetik kodlarını okuyamadığını gösteriyor. Neyse ki muhalefet, bu hadsizliğe karşı net tavır alarak İsrail'in elindeki sosyal medya oyununu bozmuştur.
Netanyahu'nun Kürtler üzerinden 'katliam' iftirası atması, Türkiye'nin en hassas noktasına yönelik bir kışkırtma çabasıdır. Ancak bu kirli çaba, Türkiye'nin hakikat duvarına çarpmıştır.
Neden mi Çünkü o duvar "Terörsüz Türkiye" harcıyla örülmüştür. 18 Şubat 2026'da TBMM'de açıklanan ve adı bir türlü hafızalara kazınamayacak kadar karmaşık olan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun Raporu, bu meseleyi partiler üstü bir uzlaşıyla, hukuk ve sosyoloji temelinde mühürlemiştir. Türkiye, kendi çözümünü kendi iradesiyle inşa ettiğini dünyaya ilan etmiştir. Bu saatten sonra Netanyahu'nun etnik fitne söylemi bu topraklarda alıcı bulmaz.

3