Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan "İstatistiklerle Yaşlılar: 2025" araştırmasının sonuçları sessiz sedasız yaklaşan bir tehlikeyi işaret ediyor.
Türkiye'de 65 ve üzeri yaştaki nüfus, son 5 yılda yüzde 20,5 artarak 9,5 milyon barajını aşmış. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 11,1'e yükselirken, 'ortanca yaş' 34,9'a ulaşmış.
Eğer müdahale edilmezse, 2040'ta 'ortanca yaş' 41,4 olacakmış. Yani en büyük stratejik kozumuz olarak ileri sürülen "Dinamik ve genç Türkiye" algısı, yerini hızla yaşlanan nüfusa bırakma riskiyle karşı karşıya.
Bugüne kadar gençliğin; üretimin, inovasyonun, ülkemizin savunma sanayiinden dijital ekonomiye kadar her alanın taşıyıcı gücü olduğunu savunuldu. Genç nüfusu sürdürülebilir kılmanın yolunun da aile kurumunu güçlendirmek ve korumaktan geçtiği de bir gerçek.
CumhurbaşkanıRecep Tayyip Erdoğan, "Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı"ndaki konuşmasında; "Bir milletin gücünün sadece ordusunun kudreti, ekonomisinin büyüklüğü veya teknolojisinin ileri olmasıyla ölçülemeyeceğini" dile getirmiş, "Bir milletin gücü yuvalarında tüten ocakta, beşiklerinde büyüyen evlatlarda, nesilden nesle taşınan değerlerde gizlidir" diyerek konunun öneminin altını çizmişti.
Çok çocuklu aile yapısını teşvik eden, gerileyen doğum oranlarını yeniden artırmayı ve evliliği temele koyan "Aile ve Nüfus 10 Yılı (2026-2035)" vizyonu Genç Türkiye'nin yapı taşı olarak düşünülüyor.
Küresel ekonomik daralma ve artan yaşam maliyetleri evlilik çağındaki gençleri zorluyor... Beyaz eşyadan düğün salonuna, ev kiralarından çeyiz masraflarına kadar uzanan finansal bariyer, gençlerin yuva kurma kararlarını ertelemelerine neden olabiliyor. Oysa bireysel bir tercih gibi görünen evliliğin ötelenmesi, toplumsal geleceğin, nüfus dinamizminin de ötelenmesi anlamına gelebilir. İş çocuk yapmaya gelince de aileler, çocuğun bakım ve eğitim masrafları yüzünden tereddüde düşebiliyorlar...
Çeyiz Vakfı toplumsal dayanışma ruhunu canlandırarak gençlere destek veren oluşumlardan biri olarak ortaya çıkmış.
Vakfın geliştirdiği model, İslam iktisadında 'güzel borç' olarak tanımlanan Karz-ı Hasen uygulamasına dayanıyormuş. Hiçbir menfaat gözetilmeden, sadece ana paranın geri ödenmesi esasına dayanan bu sistem sayesinde 144 yuva kurulmuş.
Psikososyal aile danışmanlığı hizmeti de veren, ayni çeyiz yardımlarında bulunan Vakfın, havuzda topladığı geri ödemeleri yeni evliliklerin finansmanında kullanılması, kendi kendini besleyen bir 'sosyal inovasyon' örneği olarak tanımlanabilir.
Öte yandan, nüfusu artırmamaya çalışan ülkeler de var. İsviçre'de 14 Haziran 2026 tarihinde, ülke nüfusunun 2050 yılına kadar 10 milyon kişiyle sınırlandırılmasını öngören tarihi bir halk oylaması yapılacakmış.
İsviçre Halk Partisi (SVP) tarafından başlatılan "10 Milyonluk İsviçre'ye Hayır (Sürdürülebilirlik Girişimi)" adlı teklif, şu anda yaklaşık 9,1 milyon olan ülke nüfusunun kontrol altına alınmasını kapsıyormuş.
Önce vaat, sonra güven...Stratejik iletişim ve itibar yönetimi penceresinden baktığınızda, bazı kurumların tabelasındaki isim sadece hukuki statüyü değil, bir toplumsal sözleşmeyi de ifade eder. 1938'de Cumhuriyetin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün imzasıyla temelleri atılan Halkbank için tam da böyle bir sözleşmenin ve köklü bir misyonun adıdır demek abartı olmaz herhâlde.
Halkbank Genel Müdür Recep Süleyman Özdil, Banka'nın 88. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada, kurumun felsefesini çok net, vurucu ve dillere pelesenk sloganla özetlemiş: "Önce Halk, Sonra Bankayız".

15