Bu oyunu ancak 'zor' bozar…

Ali Saydam
24.02.2026
1

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, çam, koru falan değil, küllüm koca bir ormanı devirmiş... Nil'den Fırat Nehri'ne uzanan bölgede "İsrail'in Tevrat'a dayalı hakkı olduğunu" iddia ederek, "Hepsini alsalardı iyi olurdu" demiş...

Mike Bey'in söylediklerinin tamamını yazılı, sözlü ve görsel medyamızda ayrıntısıyla izlemişsinizdir ya da her an izleyebilirsiniz... Biz, işin her zaman yaptığımız gibi, o ünlü bakış açısı sistematiğinden içerik ve biçim boyutuyla değil; fenomen ve öz bağlamında bakacak ve bu 'küstahlığın' nereden kaynaklanmış olabileceğini tartışmayı tercih edeceğiz.

Bu sütunlarda sık sık değiniriz; Siyasi iletişimin olmazsa olmazlarından biri; Anglosaksonların 'Political Correctness' dedikleri, Türkçeye 'Siyasi Doğruculuk' diye tercüme edilen davranış kalıbıdır. Bu kalıbı, "Söylediğin her şey doğru olsun; ancak

her doğruyu söyleme!" düsturuyla ifade edilebiliriz...

O ünlü örneği hatırlatmakta yarar olabilir.

Diplomat "Evet!" derse "Belki!" demekmiş de "Belki!" derse "Hayır" demekmiş; "Hayır!" derse de "Diplomat değilmiş..."

Hâl böyleyken, bu Mike Bey ya diplomat değil, ya sınırını haddini bilmez bir küstah ya da kendisini atayan Trump amcasının talimatıyla, ABD'nin bölgedeki gücünü pekiştirmek üzere bilinçli olarak ormanı deviriyor...

Bizce burada üçüncü şık geçerli... Ancak, ikincisi de olayın tuzu biberi...

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından yayınlanmış bir makalede deniyor ki: Hıristiyan siyonizmi, Yahudilerin Tanrı planında önemli bir yere sahip olduğunu ve günümüz İsrail devletini desteklemenin dinî bir vazife olduğunu savunan kolonyalist, teopolitik bir ideolojidir. Bir Hıristiyan siyonist, Tanrı'nın Hz. İbrahim'le yaptığı ahit neticesinde Filistin coğrafyasını Yahudi halkına verdiğine ve Yahudilerin seçilmiş ırk 'chosen people' olduğuna inanır."

Dünyaya yutturulmaya çalışılan işte bu bakış açısıdır... Hollywood da bunun dünyada kabullenilmesi için çalışır, İsrail'in bölgede ABD çıkarlarının bekçiliğini yapmasını stratejik hedef olarak benimsemiş olan Amerikan 'yumuşak gücü' hiçbir dönemde bu bakış açısından kopamaz...

Bunların oyununu ise ancak 'Zor' bozabilir... Nitekim öyle de oluyor... Vietnam'da, Afganistan'da olduğu gibi...

İyi ki varsınız...

Daha üç sene önce "yüzyılın felaketi" olarak adlandırılan 6 Şubat depremlerini yaşadık... O gün, kaybettiğimiz 50 binden fazla insanımızın sorumluluğunu hepimizin omuzlarına yükledi...

Deprem bölgesinin yeniden ayağa kaldırılması için devletimiz müthiş bir hızla çalışıyor... Yaklaşık 250 bin binanın yıkıldığı bölgede şimdiye kadar 455 bin konut depremzedelere teslim edilmiş. 150 bin konutun da yapımına devam ediliyor...

Deprem bölgesinin üzerinden elini çekmeyen özel sektörün çalışmalarını da hatırlamakta yarar var. Geçen üç yıl içinde bunlara yer vermeye, kendilerine teşekkür etmeye çalıştık, çalışıyoruz...

Unico Sigorta da bu firmalardan... Şef Ebru Baybara Demir liderliğinde yürütülen "Gönül Mutfağı Geleceğin Sofralarını Kuruyor" projesiyle Hatay İskenderun'da üçüncü okul yemekhanesi projelerini tamamlamış, böylece ulaştıkları öğrenci sayısı 1.400'e yükselmiş...

Okul çağındaki çocukların sağlıklı beslenmesine katkı sağlamak için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı, Hatay İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İskenderun İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, İskenderun Kaymakamlığı'nın destek ve iş birlikleriyle hayata geçirilen projenin bir faydası da bölgenin kadın istihdamına destek olması...

Yüz yılın felâketinin izlerini silmek için omuz omuza verenler; iyi ki varsınız...

Öküzün altına bakmak şart!..

İletişimin nasıl bir şey olduğunu en yalın sözlerle ifade etmek, "Modern yönetim anlayışının 'babası' ve mimarı olarak kabul edilen, Avusturya asıllı Amerikalı yönetim bilimci, yazar ve filozof" diye tanımlanan Peter Drucker'a düşmüş sanki... Üstadın hayli derinlikli tanımı şöyle: "İletişimdeki en önemli şey, söylenmeyeni duymaktır!"...