Bir lisenin değil, memleketin meselesi

Ali Saydam
Bugün
15

Sonda söyleyeceğimi hemen başta ifade edeyim: İstanbul Erkek Lisesi (İEL) son sınıf öğrencilerinin diploma töreninde okul müdürünün konuşmasını kesmek için sırtlarını dönmelerini ve okul marşını söylemelerini tasvip etmek mümkün değildir...

Ancak öğrencilerin neden böyle davrandıklarını anlamaya çalışmak mümkündür... Onları anlamak ve 'doğru'ya yönlendirmek düşer bizlere ...

Oldum olası yakamda 2 rozetle dolaşırım. Biri, ay ve yıldız. Diğeri ise, 1915 Çanakkale'de, Sakarya Oymağı'nda tamamı şehit düşen öğrencilerinin anılarına ithafen hazırlanmış İEL rozeti.

Birinci Dünya Savaşı sırasında okulun bir bölümü hastane olarak kullanılmış ve o dönemde "hayatın, umudun rengi" kabul edilen sarıya boyanmış. Öğrencilerin şehit olduğu haberi okula ulaşınca da şehitlerin anısına pencere pervazları ve kapıları siyaha boyanmış. Okulun renkleri böylece sarı-siyah olarak benimsenmiş...

Toplumsal kimliğimi belirlemiş iki temel unsuru simgeler bu iki rozet. Bir de annem ve babam var tabii... Geleneğimizde olsa, onları simgeleyen unsurları da eklerdim yukarıdaki ikiliye...

Eğitimde gençlerin eşit şansa sahip olması fikri, vasatlığı savunmaya ve yetenek yönetiminden vazgeçmeye neden olmamalı. Bu yüzden İEL, Galatasaray, Kabataş, Pertevniyal, Vefa, Kadıköy Anadolu, Ankara Fen, Ankara ve İzmir Atatürk liseleri gibi bazılarından başlanarak ortaya konan Proje Okullar stratejisini canıgönülden desteklemiştik... "Geçmişini inkâr edene haramzade derlermiş"... Bizim de geçmişimizde o Proje Okullarının köklerine rastlamak mümkündü...

Osmanlı'da idadî ve sultanî, modern ortaöğretimin iki farklı basamağını ifade ediyordu. İdadî, hazırlayıcı okul vasfındaydı. Sultanî ise, daha üst düzey ve seçkin ortaöğretim kurumlarıydı. Galatasaray Sultanîsi (1868) ilk örneklerindendi. Bunlar, daha uzun süreli eğitim veriyorlardı ve yabancı dil ağırlıklıydılar. Devlet yönetimi ve yüksek öğrenim için öğrenci yetiştirmeyi amaçlıyorlardı.

İstanbul Erkek Lisesi'nin kökleri 1884'te kurulan Numune-i Terakki Mektebi'ne dayanır. 1896'da Mekteb-i İdadî-i Mülkî statüsüne geçmiş, 1910 yılında İstanbul Sultanîsi adını almış, Cumhuriyet döneminde de adı İstanbul Erkek Lisesi olarak tescillenmiştir.

55 yıl boyunca yürürlükte kalan idadî ve sultanî sistemi Cumhuriyet'in ilk yılında tarih sahnesinden çekilse de, İstanbul Erkek Lisesi'nin mezun diplomalarında ve bazı eski belgelerinde uzun yıllar İstanbul Sultanîsi adı kullanılmaya devam edilmiş, okul kültüründe "sultanî ruhu" kavramı Cumhuriyet dönemine de taşınmıştır.

İşte o ruhtur ki, İstanbul Erkek Liselilerin Ortak Ruhi Şekillenmelerinde yerini sağlam bir şekilde koruya gelmiştir... Bizim okul, Alman kültürü ile zenginleştirilmiş, evrensel bilgi ile mücehhez, ancak millî kültür ve değerlerine sadık, münevver Türk yetiştirir, Alman BND (Federal İstihbarat Servisi) üyesi değil...

Tersi söz konusu olsaydı bu okul 3 başbakan (Necmettin Erbakan, Mesut Yılmaz, Ahmet Davutoğlu), 10'larca bakan, yüzlerce en üst düzeyde bürokrat, dünya ve ülkemiz ticaretine yön verecek düzeyde yetenekli iş ve sanat insanları (Asım Kocabıyık, Ahmet Kocabıyık, Murat Ülker, Ali Sabancı, Tuncay Özilhan, Bülent Eczacıbaşı -bir süre-, Rahmi Koç -bir süre-, Abdullah Kiğılı, Ümit Zaim, Münir Özkul, Sadri Alışık, Savaş Dinçel, Şerif Gören, Orhan Boran, Sait Faik Abasıyanık, Edip Cansever, Tarık Buğra, Ahmet Haşim, Nihal Atsız, Cahit Arf, Erol Evgin, Dr. Alaeddin Yavaşca) çıkarabilir miydi..

İstanbul Erkek Lisesi'ne ve proje okulları uygulamasına, sadece İstanbul Erkek Liselilerin değil, başta hükûmet ve Millî Eğitim Bakanımız (bu konuda hassasiyetini biliyoruz) olmak üzere herkesin sahip çıkması, gençleri anlamaya çalışması bir memleket meselesidir...

Krizlerin en koçu...

Algılama Yönetimi'nin 11 Altın Kuralı'ndan 7'ncisi şudur: "Kendi krizine neden olmamalısın". Dışarıdan gelen krizler; doğru stratejiyle, şeffaflıkla ve soğukkanlılıkla yönetilebilir. Ancak bir kurumun veya liderin, durup dururken, tamamen kendi gafları yüzünden yoktan var ettiği krizlerin faturası çok ağır olabiliyor.