Tarkan konserleri ve fanatizmin kökeni
ALİ OSMAN AYDIN
Türkiye'de magazin gündemi ve sosyal medya bir süredir Tarkan konserlerini konuşuyor.
Tarkan'ın yaptığı her iş zaten ülkede çok konuşuluyor çünkü medyanın içindeki (Belki de dışındaki) çok güçlü bir lobi sahneye adımını attığından beri Tarkan'ı bir fenomene dönüştürmek için sözleşmiş gibi hareket ediyorlar.
Neyse, bu konuya girmeyelim çünkü meselenin konuşmak istediğim kısmı bu değil.
Benim için bu konser konusunu dikkate değer kılan şey, Tarkan seyircisinin, Tarkan eleştirileri konusunda sergiledikleri fanatik tutum.
Konserin videoları aynı anda sosyal medyada dolaşıma girdiğinde bazı insanlar, Tarkan'ın yıllardır bir adım bile gelişmeyen sahne performansına yönelik eleştiri yaptılar gayet normal bir şekilde.
O da ne
Hayranlar bu gayet sıradan, masum eleştiriler karşısında adeta çılgına döndüler. Kıskançlık, cehalet suçlamaları ve hakaretler havada uçuştu…
Öyle görünüyor ki bu kitle Tarkan'ı eleştiri üstü bir kişilik olarak görüyor. Kendilerinin öyle görmelerinde benim açımdan bir sakınca yok ama bunu herkese dayatmaları incelenmesi gereken bir psikoloji.
Kimsenin onun monoton dansını, 90'lara saplanıp kalan müzikal kariyerini, yıllardır dillere pelesenk olacak tek bir şarkı bile üretememiş olan mesleki tembelliğini eleştirmeye hakkı yok! (!)
Fanatik dinleyicilere göre onu takdir etmek zorundasınız!
Onunla ilgili her sözünüze "Mega star" diye başlamak zorundasınız!
En azından "star" demelisiniz…
Çünkü o en iyisi, en yeteneklisi, en harikası, en, en, en…
*
Peki Tarkan'ı müzikal anlamda gerçekten harika buldukları için mi hayranları coşkulu fanatizm ile savunuyor, en ucuzu 300 euro olan biletleri dakikalar içinde bitiriyorlar
Bence öyle değil.
Bence bu tavrın arkasında basit bir hayranlıktan çok psiko-sosyal hatta siyasal ihtiyaçlar var.
Bir defa bizim problem olarak gördüğümüz değişmeyen ve daha çok 90'lar repertuvarıyla izleyicisinin karşısına çıkan Tarkan modeli, hayranları için bulunmaz bir nimet…
Çünkü hayranları Tarkan'ı değil, bir nostalji hissiyle 90'larda geçirdikleri zamanı, gençliğin geride kalmış ışıltılı günlerini izliyorlar. Bu sayede bugünün ve yaşlanmanın baskısından iki saatliğine de olsa kurtuluyorlar.
Seyirci diyor ki: "Geçmişte neysen o ol. Değişme. Yaşlandığımı hatırlatma. Aynı şarkıları, aynı dansları yaparak söyle ki yaşlandığım gerçeğini bir süreliğine de olsa unutayım."
Tarkan da diyor ki: "Merak etmeyin. Ben hâlâ aynı yerdeyim. Her şey eskisi gibi."
Bu seyirci ile Tarkan arasındaki örtük bir sözleşme.
Konsere giden kitlenin büyük kısmının 18-25 yaş değil de 30 - 50 yaş aralığında olması tam da bunu gösteriyor aslında.
*
Karşımızda geçmişe takılıp kalmış, o takıldığı noktadan da ayrılmak istemeyen, 2000'lerle birlikte ülkeyle bağı kopmuş bir kitle var.
Tarkan neden müzikal risklere girmiyor, neden sahne şovu 30 yıldır bir iki kıvırmayla sınırla kalıyor Çünkü karşısında değişmesini isteyen değil, aksine tam olarak 90'lardaki gibi kalmasını isteyen bir kitle var. Belki de bu insanlar en çok Tarkan'ın değişmesinden rahatsız olurlar. Çünkü farklılaştığı anda onların ellerinden geçmişe tutundukları bir dal daha alınmış olur!
Bu yüzden Tarkan, seyircisi için bugünkü müzik piyasası içinde rekabet eden biri değil, nostaljik bir hafıza nesnesi gibi…
Yine bu yüzden Tarkan'a yönelen bir eleştiri, onu kendi anlam dünyasının bir parçası haline getiren bu kitle için doğrudan kendilerine yapılan bir hakaret anlamına geliyor. Ve kitle aslında Tarkan'ı değil kendi kimliğini, kendi geçmişini, kendi sınıfının zevklerini savunuyor…
Tarkan'ın "zamanın ruhunun gerisinde kaldığını" söylemek, seyirci için "demek ki biz de zamanın gerisinde kaldık" anlamına geliyor.
*
Yukarıda kitle için "2000'lerle birlikte ülkeyle bağı kopmuş kitle"

12