Şimdilerde oturduğum ev de bir süre sonra yerinde olmayacak gibi görünüyor. Çünkü kentsel dönüşüm çalışmaları mahallemizin birçok yerinde arkasında toz bulutu bırakarak gürültüyle sürüyor. Yakında sıra bizimkine gelecek.
Bazen düşünüyorum: Biz gerçekten kentsel dönüşüm mü yaşıyoruz, yoksa zihinsel ve ruhsal bir dönüşümün mü içinden geçiyoruz
Şehirleri "böyle" mi kurmak zorundayız
Böyle kurmak ve belli periyotlarla yıkmak mı zorundayız
Çünkü şehir yalnızca binalardan, binalar da yalnızca beton ve camlardan oluşmuyor ki!
Bir ev, yalnızca dört duvardan ibaret değil. Bir okul, yalnızca dersliklerden oluşmuyor. Bir yurt, yalnızca içinde yatıp kalktığımız bir bina değil.
İnsan yaşadığı mekânlarla yalnızca fiziksel bir ilişki kurmuyor. Bir süre sonra kaçınılmaz olarak mekânlar insanın iç dünyasının bir parçası hâline geliyor.
Çünkü anıları yalnızca zihnimizde saklamıyoruz.
Hafıza mekânlara da ihtiyaç duyuyor.
Bir kapı, bir pencere, bir merdiven, bir bahçe, bir ağaç, bir koridor, bir gölgelik...
Bazen bir duvarın rengi, yıllardır hatırlamadığımız bir günü yeniden önümüze çıkarabiliyor. Bir pencere, çocukluğumuzdaki bir manzarayı geri getirebiliyor. Bir merdiven, yıllar önce yaşadığımız bir heyecanı yeniden hatırlatabiliyor.
Bu yüzden yıllar sonra çocukluğumuzun geçtiği eve yeniden girdiğimizde tuhaf bir şey olur... Bir anda şimdiki zamandan sıyrılarak adeta zamanda yolculuk yaparız.
Odanın içine girer ve yalnızca odayı görmeyiz. Köşede artık var olmayan sobayı, üzerindeki çayı, köşedeki koltuğa oturmuş el işi ören annemizi, bir şeyler okuyan babamızı, belki şu an bir arada olmayan ailemizi yani çocukluğumuzu görürüz.
Bir kapıyı açar ve yalnızca başka bir odaya geçmez; yıllar öncesine geçeriz.
İşte tam şurada ilk düşmüştük ve dizimiz çok kanamıştı, ilk gençliğimizin en bunalımlı zamanlarını işte şu odada atlatmıştık, çocuğumuz ilk şu odadaki koltuklara tutunarak yürümemiş miydi, anneciğiniz hep şuradaki camdan sizin yolunuzu gözlemez miydi
Demek ki insan geçmişini yalnızca hatırlamıyor; geçmişinin bazı çok mühim parçalarını da içinde yaşadığı o mekânlarda muhafaza ediyor.
Mekanla geçmişimiz arasında kopmaz bir bağ var.
Şehirde artık bu imkânımız kalmadı. Kimliğimizi oluşturan dönemeçlerde hangi mekanları yuva veya yurt bildiysek hepsi birer birer yıkıldı. Bize kendi köklerimizi hatırlatacak, yanı başına gittiğimizde geçmişimizle temas kurabileceğimiz mekanların üzerinden dozerler geçti, binalar yükseldi...
Okuduğum lisenin yeni binasına girdiğimde tamamen yabancı bir şeyin içine girmiş oldum. Geçmişten tek bir iz bile yoktu. Geçmiş artık yalnızca zayıf belleklerimize hapsolmuştu.
Şimdi artık kendimize dair bir iz bulabileceğimiz tek yer belki köylerdir. O taş ve kerpiçten yapılmış dedemizin de, babamızın da çocukluğuna şahitlik etmiş mekanlar cılız gövdeleriyle hâlâ anıların bekçiliğini yapıyorlar.

28