Gecelerin Ötesi

"Yırtma" arzusu içindeki bu yedi genç, birkaç soygundan sonra yakayı ele verirler. Heyecanlı başlayan zenginleşme rüyası, giderek birilerinin öldüğü kapkaranlık bir yola girer.

Senaryonun, 1954-1957 yılları arasında Bursa çevresinde yaşanan benzin istasyonu soygunlarından esinlendiği biliniyor. Fakat Erksan sadece "Bu insanlar neden suç işledi" sorusuna takılmıyor filmde. O suçun arkasındaki siyasal, ahlaki ve toplumsal mekanizmalara bakmaya çalışıyor.

*

Menderes iktidarıyla birlikte 1950'ler Türkiye'sinde ekonomik hayat hızla değişiyor, özel teşebbüs ve liberal ekonomik politikalar güçleniyor, karayolları ve ulaşım yatırımları hızlanıyor bilindiği üzere...

Bu dönüşüm beraberinde yepyeni bir hayat tasavvuru da getiriyor. Artık yalnızca karın tokluğuna geçinmek değil; zenginleşmek ve sınıf atlamak da toplumsal bir ideal hâline geliyor.

Seçim meydanlarında çokça zikredilen "Her mahallede bir milyoner" sözü, aynı zamanda değişen toplumun yeni başarı ölçütü haline geliyor.

Gecelerin Ötesi, yalnızca kenar mahalle insanlarının içinde debelendikleri yoksulluğu anlatmıyor aslında. Bazı insanları gereğinden fazla zenginleştiren bir düzenin, zenginleşemeyen yoksullar üzerinde yaptığı psikolojik ve ahlaki baskıyı anlatıyor.

Dönemin "Her mahallede bir milyoner" arzusuna karşılık film, asla "milyoner" olamayacak olanların karanlık ve umutsuz hikâyesini görünür kılmaya çalışıyor.

Başrolü oynayan Kadir Savun arkadaşlarına: "Bizim mahalleden hiç adam çıkmadı. Topumuz beş kuruş etmeyiz. Biz harcanmış insanlarız!" diyerek dönem gençliğinin arzular ile imkanlar arasında nasıl çalkalanıp durduğunu güzelce özetler...

İnsan her gün Instagram filtreleriyle estetize edilmiş son derece lüks ve şaşalı hayatların görüntüsüne maruz kaldığında, yoksulluk artık yalnızca "ekonomik" bir durum olmaktan çıkarak bir eksiklik, bir kusur, hatta bir aşağılanma duygusuna dönüşür.

1950'lerde Türkiye'nin önünde yeni bir hayat yolu belirmektedir. Fakat herkesin o imrenilesi hayata ulaşma imkânı var mıdır Gecelerin Ötesi tam da bu çelişkiye tutar merceğini: "Arzu büyütülürken imkânlar daralıyorsa ne olur" diye sorar!

Erksan'ın antikahramanları çalışmaktadırlar ama çalışarak bir yere varamayacaklarının da farkındadırlar. Dolayısıyla mesele tembellik değildir. Mesele, çalışmanın insana bir gelecek sağlayacağına dair inancın insanların yüreğinden yavaş yavaş kaybolmaya başlamasıdır.

Bir toplumda insanlar emek vererek yükselemeyeceklerine inanmaya başladığında ve emeksiz yükselenlerin de ışıltılı hayatlarını izlemek zorunda bırakıldıklarında, çalışma ahlakı da alın teriyle yaşamak anlayışı da yara almaya başlar.

Sizce de Gecelerin Ötesi'nde çizilen tablo çok tanıdık değil mi