"Anadolu İhtilali"

Selek "devletçilik" fikrini de ele alıyor.

"Devletçilik fikri, Anadolu İhtilalinin felsefesinde kuvvetli bir unsur olarak mevcuttu. Mustafa Kemal Paşa 1 Mart 1922 günü, Meclisi açış nutkunda, 'kamu yararını doğrudan doğruya ilgilendiren kurumları ve teşebbüsleri devletleştireceğiz' demek suretiyle, devletçi görüşü tereddüde hiç yer bırakmayacak kesinlikle belirtmişti. Fakat, zaferden sonraihtilal, kendi felsefesine bu noktada ihanet etti."

İhanet ifadesi bugün için bile fazla cüretkâr geliyor kulağa. Zaferden sonra iddialardan bir bir vazgeçilmesi, reel politiğin dayatmalarına boyun eğilmesi, İktisat Kongresi'nde Gazi'nin "devletçilikten tek kelimeyle bile söz etmemesi", Selek gibi bir Kemalist'i bile öfkelendirmiş olabilir.

"17 Şubat 1923 günü İzmir'de toplanan İktisat Kongresi ile Yeni Türk DevletininMilli kapitalist ekonomiyi benimsediğini görmekteyiz. Gazi Mustafa Kemal Paşa, kongreyi açış nutkunda devletçilikten tek kelimeyle bile söz etmemiştir.Gerçi bu kongrenin biraz da politik sebeplerle düzenlendiği sezilmektedir. Fakat, Lozan Antlaşması imzalandıktan sonraki uygulama, Türkiye İktisat Kongresinde beliren eğilimin (Milli Kapitalist Ekonomi) Devletçe benimsendiğini ortaya koymaktadır."

Yani Türkiye milli kapitalist ekonomi ile "emperyalist sistem içinde kalmaya devam" edeceğini ilan ediyor dünyaya. Peki Milli Mücadele'ye "yüklenen" "anti emperyalist" anlama ne oldu

Yoksa bu anlam, bir çarpıtma mıydı Aslında emperyalistlere karşı olunduğu falan yok muydu

Selek 1923 yılından 31'e kadar devletçi anlayışın terkedildiğini tespit ederken başarısızlığın altını da cesaretle çizer:

"Devletçiliğin yeniden benimsenmesi için 1931 yılına kadar beklemek gerekiyordu. Büyük bir hızla sosyal reformların gerçekleştirildiği bu sekiz yıllık dönem,ekonomik faaliyet bakımından tamamen başarısız geçmiştir."

İlk sekiz yıllık dönem, bugünkü cumhuriyet anlatısı içerisinde bize, bir ekonomi mucizesi olarak sunuluyor hâlâ. Oysa Selek "ekonomik olarak tamamen başarısız" olunduğunun altını çiziyor.

"Emperyalizme ve kapitalizme karşı olan 'Anadolu İhtilali', halkçı ve devletçi karakterini,zaferden hemen sonra unutmuşve liberal ekonomiye dönmüştür. Bu dönemde, tıpkı İttihatçıların yaptıkları gibi, bir milli burjuva yetiştirme gayreti içine düşülmüş,ancak bazı kimselerin zengin olması sağlanmıştır.Bizzat Atatürk'ün kendi adına çiftlik yapması ve bira fabrikası kurması, bu çabanın tipik örneğidir."

Anadolu İhtilali, birlikte yola çıktığı hilafetçi, saltanatçı kesimleri iktidardan sonra tasfiye etmiş, söylemini bütünüyle değiştirmişti. Ekonomik olarak da benzer bir yol izlendiği Selek'in ifadelerinden anlaşılıyor.

Bugün benzer tespitleri yapacak cesarette bir Kemalist yazar olduğunu sanmıyorum. Cesaret edip yazdığını düşünsek fanatik Atatürkçüler tarafından nasıl bir muamele görürdü tahmin etmek zor değil.

"Devletçilik, gerçek bir halkçılık anlayışına uygun inançta ve biçimde yürütülmemiştir."

"Özel teşebbüsün korunması formülüyle, bilerek ve bilmeyerek, devlet teşebbüsleri özel sektöre istismar ettirilmiştir."

"Devletçiliği başarıyla yürütecek, eğitilmiş bir kadro yetiştirilmemiştir. Yalnız teknik eleman yetiştirmekle devletçiliğin başarıya ulaşacağı kanısı, devletçi görüşün en büyük yanlışı olmuştur. Nitekim, devletin yetiştirdiği ve devlet teşebbüslerini ellerine teslim ettiğiteknik elemanların iş başında veya ayrıldıktan sonra özel sektöre hizmet ettikleri hakkında yüzlerce örnek verilebilir."

"Devlet teşebbüslerinin özel sektöre istismar ettirilmesi, devlet teşebbüslerinin teslim edildiği kimselerin iş başındayken özel sektöre hizmet etmesi" yani görevi kötüye kullanma gibi çok önemli analizlere bugün pek rastlayamayız, kuruluş dönemindeki cumhuriyete dair anlatıların içinde. Aksine o dönem insani kusurların olmadığı masalsı bir zaman aralığı gibi anlatılır.

Selek, Halkçılık ilkesinin, üzerinde önemle durulması gereken bir konu olduğunu söyler. Fakat ilgili dönemde bu kavramlarla ilgili uygulamaları şöyle analiz eder:

'Halk' ve 'Millet' kavramları birbirine karıştırılmıştır. "Türk toplumunda sınıf farklılaşmasının ve sınıf şuurunun yeteri kadar belirmemiş olmasından dolayı yanlış bir inanışa kapılarak sınıfların varlığı reddedilmiştir.

Sınıflar arası menfaat uyuşmazlığının azaltılması ve karşılıklı menfaatlerin dengede tutulması yerine, bu uyuşmazlığın tamamen kaldırılacağı gibi birhayali amaç güdülmüştür."