TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un ve diğer yetkililerin açıkca beyan ettiği üzere, İsrail'in müdahalesinin, "savaş suçu" olduğu gerçeği karşısında, bunu yazmalı, bunu konuşmalıyız..
Türkiye ile Libya.. Türkiye ile Mısır.. Türkiye ile Gazze.. Türkiye ile KKTC..
Nereden bakarsanız bakınız..
Türkiye'nin uluslararası arenada da hak sahibi olduğu sularda, terörist İsrail'in külhanbeyliğini konuşmamız lazım.
Birilerinin zafer olarak bize öğretmeye kalktığı Lozan sözleşmesinin, İsrail'in külhanbeyliğinde ne kadar etkin olduğunu konuşmamız lazım.
Ama konuşamıyoruz.
Yazamıyoruz..
İç siyasetteki dağınıklık, bizi İsrail'in zulmünü anlatmaktan alıkoyuyor..
İsrail'in terör örgütü diye yaftaladığı HAMAS'a, ülkemizin içindeki birileri de "terör örgütü" yaftası vururken..
Dışardaki zalimlerle mi, içimizdeki zalimlerle mi meşgul olmamız gerektiği konusunda kararsız kalıyoruz.
Şehid Heniyye'nin afişlerini asanları tahkir edip, hakaretler eşliğinde o afişleri indirenleri mi konuşmalıyız..
Yoksa, içimizdeki hainlerin de destek çıktığı İsrail'i mi konuşmalıyız
Önceliği hangisine vermeliyiz
HAMAS'a terör örgütü iftirasını atanlarla, alnı secdeli kardeşlerimiz ittifak yapıyorlarsa.
Önce içimizdeki bu dağınıklığı ortadan kaldırmamız gerekmiyor mu
Önce kendi ülkemizde birliği sağlayıp, sonra İsrail'e haddini bildirmemiz gerekmiyor mu
Biz daha kendi içimizde birlik olamamış iken..
İsrail'e nasıl had bildirebiliriz ki
Tam da İsrail'in istediği şekilde, "Araplar bizi arkadan vurdu" diyen ahmaklara hakkettikleri hadleri bildirilmeden..
O propagandayı buradaki uşaklarının kulaklarına üfürenlere, nasıl had bildirebiliriz ki
İnsani yardımı bile engellemeye kalkan İsrail, bize çok yabancı değil ki..
28 Şubat sürecinde, vakıfları bile kapatan anlayış, vakıf yöneticilerine kelepçe vurmaya kalkan zihniyet, bugünkü İsrail'in zalimliğinden daha mı az suçlu idi
Cezaevindeki insanların günlük iaşelerini karşılamak için yardımcı olmaya çalışan, onları topluma rehabilite etmeye çalışan Vahdet Vakfı yöneticilerini bile cezaevine koyan 28 Şubat darbecileri, bugünkü İsrail zalimliğinden daha mı az suçlu idiler..
Ne yazıktır ki, elin Macaristan'ındaki seçimi kaybeden yöneticilerinin bile "Kaçtılar mı, kaçıyorlar mı Soruşturuluyorlar mı, yoksa yolsuzluk isnadı altındaki kişiler birileri tarafından korunuyor mu" muhabbetine soyunanlar..
Türkiye'deki gözümüzün içine baka baka soygun yapanlar için, bin dereden yüz bin kova su getirip, masumiyet edebiyatı yapıyorlar..
Çalınan paraları birlikte yiyor olmalılar ki, bu kadar açık yolsuzlukları, utanmadan legalize etmeye çalışıyorlar..
İsrail'in zulmünü gözlerden kaçıran uluslararası siyonist şebekeleri öyle bir algı operasyonuna imza atıyorlar ki..
Türkiye'nin hukukun üstünlüğü endeksinde, soykırım yapan İsrail'den daha kötü bir sicili olduğu algısını kamuoyuna pompalıyorlar..
Bizim dindar kardeşlerimiz bile bunlara sözcülük yapıyorlar..
Hiç düşünmüyorlar:
"Bu endeksi hazırlayanlarda azıcık namus olsa idi. Önce İsrail'i açık ara tüm devletleri kat kat geçen bir zalim devlet olarak ilan ederlerdi.. İsrail'in zalimliğinden sonra sıra başka devletlere de gelebiliyorsa. Onu da tekrarlamaya yüzleri olurdu.."
Düşünmüyorlar ve zalim İsrail'in hazırlattığı endekslerle, kendi ülkelerinin alnı secdeli yöneticilerine iftira atıyorlar.
Hukukun Üstünlüğü endeksinde Türkiye çok kötü diyorlar..
Ama Gazze'de 100 bine yakın sivil insanı, çoğu çocuk olmak üzere katleden İsrail'e laf edilmeyen o endeksteki çelişkiyi, Saadet Partili isimler eli ile pazarlamayı başarabiliyorlar..
Türkiye'deki yolsuzlukların üzerine gidilmesini bile, 'Tutuksuz yargılama yapılmalı" diyerek, hukuksuz ilan eden Batılılara bakıyoruz..
İran'a saldırıp, dini liderini, bürokratlarını öldüren İsrail için sarfettikleri tek laf yok..

27