Belediye kasasından veya belediyenin imkanlarıyla temin edilen paralardan CHP'ye ve özel kişilere kazanım sağlama ilk defa yaşanıyor değildi.
2019 yılında CHP'ye geçen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın imkanlarıyla, partiye İstanbul il binası olarak kullanılacak taşınmaz satın alındığında da aynı rezillik yaşanmıştı.
Müteahhitlerden toplanan rüşvetler, bavullara doldurularak taşınmış ve CHP'ye il binası satın alınmış, parti yöneticileri de "bundan sonra cumhuriyeti kuran partiye yakışır bir binada vatandaşımıza hizmet edeceğiz" açıklamalarıyla rezilliğin üzerine tüy dikmişlerdi.
Rüşvet paralarıyla alınan binadan vatandaşa ne hizmet gelebilirdi ki
Nitekim sonraki yedi yılda da, İstanbullular, CHP'li isimlerden gerçekten de bir hizmet göremedi.
CHP'ye iftira atmakla suçladıkları müteahhit Aziz İhsan Aktaş, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik'in altındaki aracı, kendisinin gönderdiğini ve İBB'den ihale alabilmek için, aldığı ihalelerin bedellerinin uzun aylar geciktirilerek savsaklanmaması için o aracı verdiğini açıklamıştı.
Böylece belediye yönetimi ile CHP il teşkilatının nasıl iç içe olduklarını ve kamu imkanlarının partiye nasıl peşkeş çekildiğini görmüş olduk.
Özgür Çelik önce itiraz etti.
"Evet İhsan Aktaş'ın firmasının aracını kullanıyorum, ama herhangi bir kıyak yok, işte sözleşmesi" dedi.
Vatandaş da zannetti ki, CHP İstanbul il yönetimi ile Aziz İhsan Aktaş arasında araç kullanım ile ilgili bir anlaşma var bu anlaşma çerçevesinde araç kullanılıyor, buna rağmen CHP'ye iftira atılıyor.
Müteahhit tekrar sahneye çıktı ve "o sözleşme gerçek ise, sözleşmede yazılı olan paranın ödendiğine dair makbuzu gösterin" dedi.
Özgür Çelik bir daha bu konuyla ilgili konuşmadı.
Ama iftira, kumpas haksız saldırı nitelemelerine devam ettiler.
CHP'li yöneticiler, gerçekleri ortaya koyan eleştirilere; "iftira, kumpas" diye karşılık veredursunlar..
Aslında kendi iktidarlarında iftira ve kumpasları nasıl yapacaklarını şimdiden göstermeye başladılar.
Devlette istikrarı ve disiplini bozmak için, kendi yazdıkları senaryoyu dillendirmeye başladılar.
Adalet Bakanı Akın Gürlek için, cumhurbaşkanı ile görüşmelerinde kayıt alıyor iftirası attılar.
Maksatları şuydu: Cumhurbaşkanı ile Adalet Bakanı arasında bir soğukluk oluşturmak ve böylece CHP'nin suçlarının soruşturulmasını önleyecek bir sürece zemin hazırlamak.
Bugüne kadar CHP'lilerle ilgili onlarca suçlama, soruşturma konusu oldu.
Bu vesile ile benim bir hukukçu olarak dikkatimi çeken bir hususu açıkça hatırlatmalıyım.
Hemen hemen hiçbir soruşturmada telefon dinleme kayıtları söz konusu olmadı.
HTS kayıtları gündeme geldi; tartışıldı, ama inkarı çok daha zor olan telefon görüşme içeriklerinden, hemen hemen hiç bahsedilmedi.
Öyle ya, HTS kayıtları örtüşen şüpheliler, gayet rahat bir şekilde, "ben orada bulundum ama, ilgili kişiyle görüşmedim. Baz sinyalleri tesadüfen buluşmuş olabilir" savunması yaptıklarında, birçok kişi de, "doğru diyorlar" şeklinde haklılık savunmasına soyundular.
Telefon dinlemedeki hukuki zorluklar, şartlar, soruşturmalarda telefon içeriklerinin dosyalara intikal etmemesinde rol oynamış olabilir.
Eski dönemlerdeki gibi, dinlenmek istenen kişinin telefon numarasını yazıp, bir teröristin telefonu imiş gibi göstererek, hakimden dinleme kararı çıkarmak, artık mümkün değil.
Benzer metodla, (eğer var ise) alınmış bir dinleme kararını, sudan sebeplerle tekrar tekrar uzatmak mümkün değil.
Telefon dinlemedeki bu hukuki zorluklar sebebiyle olsa gerek; gündemdeki devasa soruşturmaların dosyalarındaki belgelerde, hemen hemen telefon konuşma içerikleri hiç yok.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise tam da bu noktadan saldırıyor.
İzah edemediği kendisinin ve partideki arkadaşlarının suçlarının üzerini örtmek için, soruşturma makamında bulunan, sonrasında da bakanlık koltuğuna oturan Akın Gürlek ile Ak Parti içindeki siyasiler arasında bir ihtilaf oluşturmaya çalışıyor.
Oysa bu noktadaki ihtilafların en tepe örnekleri CHP'de.
Öyle ki; etkin pişmanlık kisvesindeki itiraflarında bile, "her şeyi söylemedim, diğer bildiklerimi sen biliyorsun, şimdilik bu itirafla yetindiğimi unutma" şantajlarını birbirlerine yapıyorlar.
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e çanta hediye ettiğini, sonrasında çantaları çok sevdiğini belirterek, bir çanta daha istediğini, ikinci çantanın ise metrese hediye edilmiş olabileceğini söylemesini şantaj dışında neyle izah edebiliriz
Açık açık, partisinin genel başkanına, "metres ilişkini biliyorum, ama söylemiyorum, sen de benim aleyhime konuşma" denilmiş olmuyor mu
Bu kadar pisliğe bulaşmış CHP yönetiminin, sanki Adalet Bakanı ile Cumhurbaşkanı arasında bir ihtilaf varmış, aralarında kuyu kazma operasyonu varmış gibi algı üretmeye çalışması, dikkatleri başka yere çekme operasyonundan başka bir şey değil.
İddia ettikleri şekilde bir ihtilaf yaşanıyor olsa, buna en çok Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri sevinir.

23