'Nimet'i bulmuşlar, zıkkımlanıyorlar işte!

'Nimet'i bulmuşlar,zıkkımlanıyorlar işte!

ALİ KARAHASANOĞLU

Beyin de bir yere kadar geliyor, orda duruyor..

"Daha dur, CHP'lilerin sergiledikleri tilkilikler karşısında, senin beyin boşver durmayı, toptan da yanacak" diyeniniz olabilir.

İtiraz etmem..

A. İhsan Aktaş'ın başını çektiği yolsuzluk dosyasında, yolsuzlukların en pervasızını yapan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın ifade vermesinden önce, iddianamedeki anlatımlarına bir bakayım, mahkemede söyleyeceklerini daha iyi kavrarım, diye düşündüm..

Ben iddianameyi okurken, duruşmada dinlenen sanıklardan savunma yapanların ifadeleri ajanstan düşmeye başladı..

Bir yandan iddianameye bakıyorum, bir yandan duruşmada yapılan savunmalara..

Tesadüf bu ya..

Burak Kangal'ın savunması alınıyormuş mahkemede..

Diyor ki Burak Kangal:

"İddianamede aile bireylerinin zenginleştiği, saatlerimin pahalılığı ve çantalarım anlatılmıştır."

Bende hemen şimşek çaktı.

Daha dün, Emniyet İstihbarat Daire eski Başkanı Sabri Uzun'un, Ekrem İmamoğlu İBB'ye başkan seçildiğinde, AK Partili eski bir bakana gönderme yaparak, "Koluna pahalı saatler takmayasın" diye temennide bulunduğunu hatırlatmıştım.

Bu hatırlatma, iyiniyetli, samimi, yöneticilerin lüks içinde yaşamaması gerektiğini belirten bir istek olsa, canım kurban..

Ama Sabri Uzun, algı yapıyordu..

Sanayici bir işadamı sıfatı da olan bir bakan için gönderme yaparken, şimdi boşverin bir sanayici işadamını. Boşverin bir bakanı.. (O bakan Zafer Çağlayan idi. Ve o kol saatini o tarihde, ben de eleştirmiştim. Ama ben kimin kolunda o saati görürsem eleştiririm. Sabri Uzun ise, sadece algı yapmak için, Tayyip Erdoğan'a saldırmak için, ve Tayyip Erdoğan'ın kolunda olmayan saat üzerinden eleştirir.)

Ne iş yaptığını bile doğru dürüst bilmediğimiz bir bacanak, "Ben zaten pahalı kol saatleri ile doğdum" türünden ifade veriyor.

Ama Sabri Uzun'da tık yok..

Ahmet Taşgetiren'de tık yok.

Sözcü gazetesinde tık yok..

Emekli müftü Mustafa Çağrıcı'da tık yok..

Arkadaşlar, nereye kayboldunuz..

Zafer Çağlayan'ı o tarihde biz de eleştirdiğimizde, telefon açmış, "Kardeşim, ben yılların sanayicisiyim. Ne yapalım, gelirimiz bunları alabilecek durumda.." dediğinde. Kamusal görevini hatırlatıp, "hoş olmadığı"nı hatırlatmıştım..

Eeee.

Şimdi AK Parti'yi devirmek için, Binali Yıldırım gibi mütevazı bir eski Başbakanı dahi "10 tane koruma ile dolaşıyor" diye tahkir etmeye kalkışan bizim mahallenin esnafı..

Neredesiniz

Ekrem'in adamı Rıza'nın adamı konumundaki muhte rem, kibirli mi kibirli..

"Ne var ki, bunda" diyen tonda savunma yapıyor..

Sorun sadece kol saati de değil..

Eşi de, pahalı çantalar koleksiyonu yapıp, onları satıyormuş..

En kolay yoldan, büyük paraları aklama metodu, sizin anlayacağınız.

Biraz bodoslamadan konuya girmiş oldum..

Ben Burak Kangal'ın, Beşiktaş eski Belediye Başkanı Rıza Akpolat ile eş tarafından akraba olduklarını biliyordum ama..

Bir yandan iddianameyi, bir yandan dünkü duruşmanın ifadelerini incelerken..

İddianamede Çiğdem Yalınkılıç Kangal'ın sözleri gözüme ilişti..

Şöyle diyor, Yalınkılıç Kangal:

"Uzun yıllar özel sektörde üst düzey yöneticilik yaptım. Bu kapsamda elde ettiğim gelirlerim vardır, yine babamdan miras yoluyla edindiğim bir malvarlığım vardır. Eşim Burak KANGAL'ın da maddi durumu iyidir. Yurt dışında bulunması zor çantaları bulup Türkiye'de satıyorum. Bundan dolayı da bir gelir elde etmekteyim. Kazancımın bir kısmını yastık altında da biriktiriyordum. Bu nedenle zaman zaman döviz bürosuna gidip para bozdurmuşluğum vardır. 23.12.2024 tarihinde Süslü Kardeşler Döviz Bürosunda bozdurduğum 678.000 euroyu eşim Burak KANGAL bana verdi."

Hani orada olsam, "Burak Kangal'a o parayı kim verdi" diye sorardım ama..

Orada değildim.

Hele iddianamede, Burak Kangal etrafında dönen isimlerden birinin, yani adamının adamının adamının adamı bir yatı beğenmeyip, uzunluğunu söyleyip, daha büyüğünü alma teklifi yaptığını görünce.

Bizim beyin yavaş yavaş su kaynatmaya başladı..

Bir merkezden yönetilen ekibin aktiviteleri ardı ardına anlatılıyor ama..

Tam kavrayamadım.

İsimleri alıp, yapay zekamıza sordum.

"Ben bu işin altından kalkamadım. Bu adamlar, bu bayanlar arasındaki ilişki nedir. Bunlar kimin necisi, kimin fescisidir"